Bölüm 11: Bilim ve Yasak
Chironis’in kristal kulesi, 20 yıl sonra Lyssia ile doluydu. Torin ve Lyra’nın kızı, genç bir Kentaura’ydı; exoskeleton’u dört bacakla koşuyor, sinir ağı mavi bir merakla parlıyordu. Odası, yıldız tabletleri, kristal küreler ve biyolüminesans bitkilerle çevrili bir laboratuvara dönmüştü. Lyssia, annesi Lyra’dan aldığı bilim mirasını karıştırıyordu. Bir kristal masada oturmuş, eski bir yıldız tabletini tarıyordu; satırları okurken sinir ağı vızıldıyordu. "Neden %99 erkek doğuyor?" diye mırıldandı, telepatik sesi zihninde bir soru gibi yankılandı. Tableti eline aldı, eski kayıtlara daldı. "%50 doğması için bir şey yapılabilir mi? Bu oran… Bu dengesizlik neden?"
Kapı açıldı, Lyra içeri girdi; ışıkları sakin bir maviye sabitlenmişti. Lyssia’yı tabletle görünce durdu. "Ne yapıyorsun, Lyssia?" diye sordu, sesi yumuşak ama temkinliydi.
Lyssia ayağa kalktı, tableti annesine uzattı; ışıkları mor bir hırsla parladı. "Araştırıyorum, anne. 100 bebekten 99’u erkek. Ama bu oran değişebilir mi? Eski kayıtlarda ‘embriyo seçimi’ diye bir şey varmış. Laboratuvarda embriyolar analiz edilip kız olanlar seçilebiliyormuş!"
Lyra’nın ışıkları kırmızıya çırpındı, tableti elinden aldı. "Nereden buldun bunu? O eski kayıtlar yasak! Kimseye söylemedin, değil mi?"
Lyssia kristal zeminde bir tur attı, mekanik bacakları vızıldıyordu. "Hayır, ama neden yasak? Başka bir şey buldum: ‘sperm ayıklama.’ X ve Y’leri ayırıp %50 yapabiliyorsun! Hatta genetik düzenleme var; embriyoları değiştirebiliyorsun! Deneyler yaparsak—"
Lyra sözünü kesti, sesi sertleşti; ışıkları maviden kırmızıya kaydı. "Kes şunu, Lyssia! Gezegenin sistemini bozamazsın. Chironis’in dengesi buna bağlı. %99 erkek, %1 dişi; bu ekosistemi koruyor. Deneyler felaket getirir!"
Lyssia kristal küreyi eline aldı, ışıkları kırmızı bir öfkeyle titredi. "Ama bu denge adil değil! Babam 44 bebeği kırlara saldı, hepsi erkekti. Hepsini tek tek uğurladı, her veda onu kırdı! Denesek, belki daha çok kız doğar. Mutasyon riski olsa bile, bir şansımız yok mu?"
Lyra ona yaklaştı, küreyi masaya koydu; sesi soğuk bir kararlılıkla yankılandı. "Risk mi? Mutasyonlar gezegeni mahveder, Lyssia. Embriyolar bozulur, enerji çöker, hepimiz ölürüz. Tapınak sistemi bunu engeller. Sus ve unut."
Lyssia durdu, ışıkları mora çöktü; sinir ağı vızıldıyordu. "Unutamam, anne. Babamın gözlerindeki acıyı gördüm. Her bebek gittiğinde biraz daha soldu. %99 erkek… Bu bir lanet! Bilim bunu çözebilir, neden denemiyoruz?"
Lyra başını salladı, odadan çıkarken sesi alçaldı. "Çözüm yok, Lyssia. Chironis’in kanunu bu. Düşünmen bile yasak." Kapı kapandığında, Lyssia tablete baktı; elleri titriyordu. Bilim, onun isyanı olmuştu; annesinin yasakları, merakını durduramazdı. Sinir ağı, bir fikirle parlıyordu: "Denemeliyim… Gizlice de olsa."
Lyra o günden sonra genetik düzenleme ile ilgili eski yasaklı kayıtları gizlice okumaya devam etti.
Bölüm 12: Baskın ve Kaçırılma
Chironis’in Luminos Tapınağı, kaosun ortasındaydı. Rigil Kentaurus ve Toliman’ın ışıkları, kristal salonun cam duvarlarında kırılıp mor ve mavi gölgeler saçıyordu. Lyssia, 20 yaşında, tapınakta ilk erkek seçimini yapacaktı; sinir ağı mor bir heyecanla parlıyordu. Elinde bir anahtar, önünde bekar erkekler sıralanmıştı. Lyra ve Torin, bir köşede kızlarını izliyordu; Torin’in ışıkları maviye çalıyordu, ama 44 vedanın izleri hâlâ yanıp sönüyordu. Lyra sakin, ışıkları sabit bir maviye kilitlenmişti. Lyssia, bir erkeğe anahtar uzatmak üzereyken, salonun kristal kapıları gürültüyle açıldı.
Kael ve çetesi, mekanik bacaklarıyla tapınağa daldı. Kael’in exoskeleton’u yaralıydı; sol bacağı dronların lazer izlerini taşıyordu, ama ışıkları kırmızı bir öfkeyle parlıyordu. Çetesi, ellerinde kristal kırıcılarla dronlara saldırdı; vızıltılar ve çatlama sesleri salonu doldurdu. Kael öne çıktı, telepatik sesi bir çığlık gibi yankılandı. "Durun! Bu sistemi bitireceğiz!"
Lyssia şaşkınlıkla geri çekildi, anahtar elinden düştü; ışıkları kırmızıya çırpındı. "Bu ne? Kimsiniz siz?" İlk kez erkekleri bu kadar yakından görüyordu; kulelerde, %1’lik dişiler arasında büyümüştü. Erkekler, kırların uzak gölgeleriydi; şimdi ise tapınağı yıkmaya gelmişlerdi.
Torin öne fırladı, sinir ağı titredi; Kael’i tanıdı. "Kael? Sen misin? Yıllar sonra… Neden buradasın?"
Kael ona baktı, ışıkları bir an maviye kaydı, ama öfke geri geldi. "Torin… Hâlâ buradasın, kulelerde köle gibi! Ama bu tapınak bitecek! Özgürlüğümüzü çaldılar!" Çetesi kaosu büyüttü; dronlar lazerlerle saldırdı, kristal duvarlar çatladı. Kael’in yanındaki üç erkek, gözlerini Lyssia’ya dikti. İlk kez bir dişi görüyorlardı; %99’luk dünyada, dişiler bir efsaneydi. Işıkları mora kaydı, şaşkınlık ve merakla parlıyordu.
Kael, Lyssia’ya döndü, bir hamleyle onu omuzuna attı. "Sen geliyorsun!" Lyssia çırpındı, mekanik bacakları boşlukta sallandı; korku sinir ağına yayıldı. "Bırak beni! Bana dokunursanız, babam bunu yanınıza bırakmaz!"
Kael koşmaya başladı; çetesi tapınağı dağıtırken, o dört bacağıyla kırlara doğru fırladı. Dronlar peşine takıldı, lazerler exoskeleton’una çarptı, ama Kael durmadı. Mağarasına ulaştı, Lyssia’yı yere indirdi. Çetesi etrafını sardı; erkekler, Lyssia’ya bakıyordu, sinir ağları vızıldıyordu. Lyssia geri çekildi, ışıkları kırmızı bir panikle titredi. "Uzak durun benden! Ne istiyorsunuz?"
Kael öne çıktı, çetesine dönüp seslendi. "Dokunmayın ona! Onu koruyorum!" Lyssia’ya baktı, ışıkları maviye döndü; sesi yumuşadı. "Bizi bebekken kırlara salıp cahil bıraktılar. Seni bize öğretmenlik yapmak için kaçırdık, Lyssia. Bize her şeyi anlatacaksın. Erkeklerin %99 unu öldüren bu sistemi birlikte yıkacağız."
Lyssia durdu, korkusu şaşkınlığa dönüştü; ışıkları mora kaydı. "Öğretmenlik mi? Sistemi yıkmak mı? Neden ben?"
Kael mağaranın kristal duvarına yaslandı, eski günleri hatırladı. "Amacımız şu: %99 erkek doğmasının sebebini bulmak ve buna çare araştırmak. 64 yıl önce baban Torin’le kırlarda koştum; o kulelere gitti, ben tapınağın Yedekler Zindanı’ndan kaçtım. Bu düzen hepimizi mahvediyor. Buna çare bulduktan sonra, %50 düzenini getireceğiz. Erkekler ve dişiler eşit olacak!"
Çetedeki bir erkek, ışıkları kırmızı bir öfkeyle parladı. "%99 neden? Niye hep biz ölüyoruz?"
Kael başını salladı. "Bilmiyoruz, ama o biliyor." Lyssia’ya döndü. "Sen %1’sin. Bilim sizin elinizde. Bize anlat!"
Lyssia oturdu, mağaranın soğuk zeminine baktı; sinir ağı vızıldadı. Korkusu hâlâ oradaydı, ama Kael’in sözleri zihninde yankılanıyordu. "Babam… 61 bebeği kırlara saldı. Hepsi erkekti. Ben ilk kızdım. Ama…" Durdu, ışıkları maviye döndü. "Aslında bir çaresi var."
Kael öne eğildi, ışıkları mora çarptı. "Çare mi? Ne biliyorsun?"
Lyssia derin bir nefes aldı, telepatik sesi titredi. "Eski kayıtlarda buldum. Şifreliydi ama çözmeyi başardım. Eskiden türümüzün ayakları varmış. Doğumlarda erkek-dişi oranı %50 miş. Atalarımız daha üstün bir tür haline gelmek için genlerimizi bozmuş. Sonra da genetik konusunda düşünmek bile yasaklanmış. Yasakların çiğnenme günü geldi. Aslında bir çok çözüm var. Birincisi embriyo seçimi… Laboratuvarda embriyoları analiz edip kız olanları seçebiliriz. Bu fazla erkekleri öldürmek gibi, bence etik değil. Tek fark doğmadan öldürüyorsun. Diğeri sperm ayıklama var; X ve Y’leri ayırıp %50 yapabiliyorsun. Hatta genetik düzenleme çözümü daha var. İşi kökten çözüyor. Ama annem yasak dedi. Deneyler gezegeni bozarmış."
Kael’in çetesinden biri, ışıkları kırmızı bir heyecanla parladı. "O zaman neden yapmıyorlar? Bizi kurtarabilir!"
Lyssia başını salladı. "Çünkü riskli. Mutasyonlar olabilir, ekosistem çökebilir. Tapınak bunu engelliyor. Ama… Belki bir yol bulabiliriz." Kael’e baktı, sinir ağı titriyordu. "Beni gerçekten koruyacak mısın?"
Kael başını eğdi, ışıkları maviye sabitlendi. "Söz veriyorum, Lyssia. Seni Torin’in kızı olarak değil, bizim umudumuz olarak görüyorum. Birlikte bu düzeni değiştireceğiz." Lyssia sustu, mağaranın gölgelerine baktı. Korkusu azalmıştı; Kael’in isyanı, onun bilimsel merakıyla birleşmişti. Chironis’in %99 düzeni, ilk kez sorgulanıyordu.
Bölüm 13: Mağaradaki Laboratuvar
Chironis’in kırları, Kael’in mağarasını çevreleyen biyolüminesans ağaçlarla parlıyordu. Mağara, artık bir sığınaktan fazlasıydı; Lyssia’nın rehberliğinde, kristal duvarlar arasında bir laboratuvar doğuyordu. Kael’in çetesi, tapınaktan çaldıkları yıldız tabletlerini ve kristal küreleri mağaraya taşımıştı. Lyssia, bir kristal masanın başında duruyordu; exoskeleton’u vızıldıyor, sinir ağı mavi bir kararlılıkla parlıyordu. Kael ve üç erkek Kentaura, etrafında toplanmıştı; ilk kez bir dişiyle bu kadar yakındılar, ışıkları mora çalıyordu.
Kael masaya yaslandı, ışıkları kırmızı bir heyecanla titredi. "Burayı laboratuvara çevirelim, Lyssia. Bize anlattıkların… Embriyo seçimi, genetik düzenleme… Hangisini yapacağız?"
Lyssia bir kristal küreyi eline aldı, içindeki ışıklar dans ediyordu. "Embriyo seçimi yavaş. Sperm ayıklama %90 doğrulukta kalır. Ama genetik düzenleme…" Durdu, sinir ağı vızıldadı. "CRISPR denen bir sistem var. Eski kayıtlarda buldum. DNA’yı değiştirebiliyorsun. %99’u erkek yapan kromozom dengesini bozabiliriz."
Çetedeki bir erkek, ışıkları kırmızı bir şaşkınlıkla parladı. "DNA mı? Nasıl yapacak?"
Lyssia küreyi masaya koydu, telepatik sesi zihninde net bir dalga gibi yayıldı. "Kendi yumurtalarımı kullanacağım. Sizden de sperm alacağım. Laboratuvarda embriyolar oluşturup, CRISPR’la cinsiyet kromozomlarını değiştireceğiz. X ve Y’leri %50’ye dengeleyeceğiz."
Kael öne eğildi, ışıkları mora kaydı. "Peki nasıl yayılacak? Her embriyoyu tek tek mi değiştireceğiz?"
Lyssia mağaranın köşesindeki bir kristal kabı işaret etti; içinde biyolüminesans bir sıvı parlıyordu. "Hayır. Bir virüs kullanacağız. CRISPR’ı taşıyacak bir vektör virüs. Embriyolara bulaşacak, kromozomları değiştirecek. Hatta…" Durdu, ışıkları kırmızıya çırpındı. "Yetişkinlere de bulaşıp, sonraki bebeklerini %50 yapacak bir versiyon yapabiliriz."
Çetedeki ikinci erkek, ışıkları maviden kırmızıya geçti. "Virüs mü? Bize de bulaşır mı? Tehlikeli değil mi?"
Lyssia başını salladı, sesi sertleşti. "Evet, riskli. Yanlış bir mutasyon, embriyoları bozabilir. Ekosistemi çökertebilir. Ama %99 düzeni zaten bir kâbus. Denemezsek, tapınak hepimizi yutacak."
Kael kristal zeminde bir tur attı, mekanik bacakları vızıldadı. "Deneyeceğiz. %50 düzeni için bu riske değer. Ama nasıl başlayacağız?"
Lyssia bir kristal iğne çıkardı, kendi exoskeleton’una yaklaştırdı. "Önce yumurtalarımı alacağım. Sonra sizden sperm isteyeceğim. Kürelerde embriyolar oluşturup, virüsü hazırlayacağız." İğneyi sinir ağına batırdı; ışıkları bir an kırmızıya çırpındı, ama sakinleşti. Çetedeki erkekler birbirine baktı; biri gönüllü oldu, ışıkları mora kaydı. "Ben veririm. %50 için her şeyi yaparım."
Lyssia, kristal bir kaba sıvılar topladı; kürede embriyolar oluşturmaya başladı. "Virüsü Adeno-associated türü yapalım. Bulaşıcı ama kontrol edilebilir. CRISPR’ı taşıyacak, Çift Sarmal Deoksiribo Nükleik Asit Molekülleri üzerindeki düzenli aralıklarla bölünmüş palindromik tekrar kümelerini endonükleaz enzimiyle kesip homolog yönlendirilmiş onarım şablonuyla birleştireceğim. Genetik hastalığı kontrol edip %50’ye ulaşacağız." Ellerinde bir kristal tüp belirdi; içinde parlayan bir sıvı vardı. "Bu, ilk deneme virüsümüz."
Kael tüpe baktı, ışıkları maviye sabitlendi. "Peki ya yan etkiler? Annen mutasyonlardan korkuyordu."
Lyssia durdu, sinir ağı titredi. "Haklı olabilir. Fakat ben Homolog Olmayan Uç Birleştirme tekniğini kullanmayacağım. Daha ileri bir teknik var. Homolog yönlendirilmiş onarım şablonu sürecinde mutasyon riski büyük ölçüde azalıyor. Yine de risk sıfır değil. Virüs kontrolden çıkarsa, genetik bir salgın olur. Embriyolar bozulabilir, bebekler mutasyona uğrayabilir… Belki ayaksızdan fazlası olur. Ama başka şansımız yok."
Çetedeki üçüncü erkek, ışıkları kırmızı bir öfkeyle parladı. "Deneyelim! %99 yüzünden arkadaşlarım makinede öldü. Bu düzen değişmeli!"
Lyssia tüpü küreye yerleştirdi; ışıklar vızıldadı, virüs embriyolara bulaştı. "İlk deneme başladı. Eğer çalışırsa, bu virüsü kırlara yayarız. Herkesin embriyoları %50 olur." Kael ona baktı, sesi yumuşadı. "Başaracağız, Lyssia. Seni korumaya söz verdim. Birlikte bu sistemi yıkacağız."
Mağara sessizleşti; kristal küre, Chironis’in kaderini değiştirecek bir deneyin merkeziydi. Lyssia’nın ışıkları mora çalıyordu; korku, umut ve kararlılık bir aradaydı. Kael ve çetesi, ilk kez %50 düzenine bu kadar yakındı. Ama virüsün gölgesi, henüz bilinmeyen bir tehdidi taşıyordu.
Bölüm 14: Doğum ve Deney
Chironis’in mağara laboratuvarı, kristal kürelerin vızıltılarıyla doluydu. Lyssia, Kael ve çetesi, CRISPR virüsünü embriyolara uygulamıştı; şimdi sıra sonuçları görmekteydi. Kristal masada, biyolüminesans sıvılarla dolu tüpler parlıyordu; Lyssia, bir kristal iğneyle ilk embriyoyu hazırlamıştı. Sinir ağı mavi bir kararlılıkla parlıyordu, ama içinde bir korku titriyordu. Kael, yanında durmuş, ışıkları kırmızı bir heyecanla yanıp sönüyordu. Çete, etrafı sarmış, sinir ağları mora çalıyordu; %50 düzenine bu kadar yakındılar.
Lyssia iğneyi eline aldı, exoskeleton’una yaklaştırdı. "İlk embriyoyu kendim taşıyacağım," dedi, telepatik sesi zihninde net bir dalga gibi yayıldı. "Doğumdan sonra %50 çalışıyor mu, bir sorun var mı kontrol edeceğiz."
Kael öne eğildi, ışıkları maviye kaydı. "Kendin mi? Riskli değil mi? Virüs… Yan etkiler olabilir."
Lyssia başını salladı, iğneyi sinir ağına batırdı; ışıkları bir an kırmızıya çırpındı, ama sakinleşti. "Risk almadan öğrenemeyiz, Kael. %99’dan kurtulmak için bu gerekli. İlk bebeği ben doğuracağım." Embriyo, biyolüminesans sıvıyla birlikte bedenine yerleşti; sinir ağı vızıldadı, bir değişim başlamıştı.
Çetedeki bir erkek, ışıkları kırmızı bir endişeyle parladı. "Ya bir şey ters giderse? Annen mutasyonlardan korkuyordu, değil mi?"
Lyssia oturdu, kristal küreye baktı. "Evet, korkuyordu. Virüs genleri karıştırabilir. Ama denemezsek, tapınak kazanır. Birkaç deneme yapacağım; %50’yi doğrulayana kadar."
Zaman geçti. Mağara, Lyssia’nın hamileliğiyle sessiz bir bekleyişe gömüldü. Kael ve çetesi, kristal kürelerde diğer embriyoları izliyordu; virüsün etkisi sürüyor muydu? Bir yıl sonra, Lyssia kristal bir yatağa uzandı; doğum vakti gelmişti. Kael yanında durdu, ışıkları titriyordu. "Hazır mısın?"
Lyssia’nın ışıkları mora çalıyordu; acı ve umut bir aradaydı. "Evet. Şimdi göreceğiz." Doğum başladı; mağaranın kristal duvarları, Lyssia’nın telepatik inlemeleriyle yankılandı. Bebek doğdu: dört minik bacağı vardı, exoskeleton’a gerek yoktu. Lyssia bebeği kucağına aldı, sinir ağına baktı; ışıkları kırmızıya çırpındı.
"Erkek," dedi, sesi titredi. "Ama… Dört bacaklı! Ve bir sorun var." Bebeğin sinir ağı zayıftı; ışıkları soluk, titrek bir şekilde parlıyordu. Virüs bir yan etki bırakmıştı.
Kael bebeğe baktı, ışıkları kırmızıdan mora çöktü. "Dört bacak mı? Ama zayıf görünüyor… Virüs mü yaptı?"
Lyssia bebeği inceledi, kristal bir tarayıcıyla sinir ağını taradı. "Evet… CRISPR genleri değiştirmiş. %99’u bozmuş, dört bacak genini geri getirmiş. Ama sinir ağı karışmış; bu bebek sağlıklı değil." Bebeğin ışıkları güçsüzce yanıp sönüyordu; hayatta, ama zayıftı. Lyssia başını eğdi. "İlk deneme tam olmadı."
Çetedeki ikinci erkek, ışıkları kırmızı bir öfkeyle parladı. "Tam olmadı mı? O zaman ne yapacağız?"
Lyssia ayağa kalktı, bebeği kristal bir beşiğe koydu. "Daha fazla deneyeceğim. Virüsü ayarlamalıyız. Birkaç deneme daha yapıp %50’yi bulacağız." Yeni bir embriyo hazırladı, bu kez virüsün dozunu azalttı; tekrar bedenine yerleştirdi. "İkincisi farklı olacak."
Bir yıl geçti. İkinci bebek doğdu. Lyssia, yatağında bebeği kucağına aldı; dört bacağı vardı, sinir ağı tarandı. Işıkları maviye çarptı. "Kız!" dedi, sesi umutla titredi. Sinir ağı güçlüydü, yan etki yoktu. Kael gülümsedi, ışıkları mora kaydı. "%50 çalışıyor mu? Bacaklar da var!"
Lyssia tarayıcıyı tekrar kullandı. "Evet… Virüs doğru çalıştı. %50’ye oturdu, dört bacak genini geri getirdi. Bu bebek sağlıklı." Çeteye döndü. "Bir deneme daha yapalım. Emin olmalıyız."
Üçüncü yıl, üçüncü bebek doğdu. Lyssia, tarayıcıyı elinde tuttu; bebek dört bacaklıydı, erkekti ve sinir ağı kusursuzdu. "Erkek, ama sağlıklı! %50 dengesi tuttu, bacaklar geri geldi!" Kael’e baktı, ışıkları maviye sabitlendi. "Başardık, Kael. Virüs ayarlandı; %50 ve dört bacaklı bir düzen elimizde."
Kael kristal zeminde bir tur attı, ışıkları kırmızı bir zaferle parladı. "O zaman bunu yayalım! Tapınağı yıkmadan önce, kulelere salalım!"
Lyssia durdu, ilk bebeğe baktı; zayıf sinir ağlı bebek, beşiğinde solukça parlıyordu. "Ama dikkatli olmalıyız. İlk deneme… Onu böyle yaptı. Virüsü yayarsak, yan etkiler olabilir." Kael ona yaklaştı, sesi yumuşadı. "Risk alacağız, Lyssia. %50 ve özgürlük için bu bedeli öderiz."
Mağara sessizleşti; üç bebek, Chironis’in geleceğini taşıyordu. Lyssia’nın ışıkları mora çalıyordu; başarı umudu, ilk denemenin gölgesiyle karışmıştı. %50 düzeni ve dört bacaklılık ellerindeydi, ama bu, daha büyük bir sırrın başlangıcıydı.
Bölüm 15: Virüsün Yolu
Chironis’in mağara laboratuvarı, üç bebeğin doğumuyla sessiz bir zaferin gölgesindeydi. Lyssia, kristal beşiklerdeki bebeklere bakıyordu: ilki mutasyonlu, iki sinir ağıyla zayıfça parlıyordu; ikincisi kız, sağlıklıydı; üçüncüsü erkek, ama normalsi. %50 düzeni ellerindeydi, ama henüz kulelere ulaşmamıştı. Kael, kristal masanın başında durmuş, ışıkları kırmızı bir kararlılıkla parlıyordu. Çete, etrafı sarmış, sinir ağları mora çalıyordu; tapınağı yıkma hayali, şimdi bir adım ötedeydi.
Lyssia bir kristal tüpü eline aldı; içinde CRISPR virüsü, biyolüminesans bir sıvıyla parlıyordu. "%50 çalışıyor, Kael. Ama kırlara yayarsak, dişilere ulaşmaz. Kulelere gitmeli."
Kael durdu, ışıkları maviye kaydı. "Haklısın. Dişiler kulelerde… Virüs oraya nasıl gidecek? Tapınağa saldırsak mı?"
Lyssia başını salladı, sinir ağı vızıldadı. "Tapınak çok korunaklı. Dronlar ve güvenlik robotları var. Direkt saldıramayız. Ama…" Durdu, ışıkları kırmızıya çırpındı. "Kuleye dönersem, virüsü kendi ellerimle yayabilirim."
Çetedeki bir erkek, ışıkları kırmızı bir şaşkınlıkla parladı. "Kuleye mi döneceksin? Bizi terk mi ediyorsun?"
Lyssia ona döndü, sesi sertleşti. "Terk etmek değil. Strateji. Annem ve diğer dişiler kulelerde. Virüsü oraya sokarsam, embriyolarına bulaşır. %50 her yere yayılır."
Kael kristal zeminde bir tur attı, mekanik bacakları vızıldadı. "Ama nasıl gireceksin? Tapınaktan kaçırıldın. Güvenlik seni arıyordur."
Lyssia mağaranın köşesindeki bir kristal tarayıcıyı işaret etti. "Güvenlik robotlarından birini ele geçirelim. Onlar kulelere girip çıkıyor. Virüsü bir robota yüklersek, beni tanıyormuş gibi davranır. Kuleye onunla girerim."
Çetedeki ikinci erkek, ışıkları mora kaydı. "Robot mu? Nasıl ele geçireceğiz?"
Kael gülümsedi, ışıkları kırmızı bir hırsla parladı. "Tapınağın dışındaki devriye robotlarını izledim. Yalnız geziyorlar. Birini pusuya düşürürüz. Sen, Lyssia, virüsü robota nasıl yükleyeceksin?"
Lyssia tüpü tarayıcıya yerleştirdi; kristal ekran, virüsün yapısını gösterdi. "Robotların sinir ağına bağlanırım. Virüsü bir veri paketi gibi kodlarım. Robot, kuleye girince virüsü havaya salar. Dişilere bulaşır."
Çetedeki üçüncü erkek, ışıkları kırmızı bir endişeyle titredi. "Ya mutasyonlar? İlk bebekte oldu. Kulelerde yayılırsa ne olacak?"
Lyssia durdu, ilk bebeğe baktı; mutasyonlu bebek, beşiğinde zayıfça parlıyordu. "Risk var. Ama virüsü ayarladım; ikinci ve üçüncü bebek normaldi. Yine de… Kontrol edemeyiz. %50 için bu bedeli ödeyebiliriz."
Kael öne çıktı, sesi kararlıydı. "Ödeyeceğiz. Hadi plan yapalım. Robotu ele geçirelim."
Gece düştü. Kael ve çetesi, tapınağın yakınındaki kristal kırlara pusuya yattı. Bir güvenlik robotu, dört bacağıyla devriye geziyordu; exoskeleton’u mavi bir ışıkla parlıyordu. Kael işaret verdi; çete, kristal kırıcılarla robota saldırdı. Robot vızıldadı, lazerle karşılık verdi, ama Kael bir sıçrayışla üstüne atladı. Mekanik bacaklarıyla robotu yere sabitledi. "Lyssia, şimdi!"
Lyssia koştu, tarayıcıyı robotun sinir ağına bağladı. Tüpü çıkardı, virüsü robota yükledi; ekran vızıldadı, kod tamamlandı. Robotun ışıkları bir an kırmızıya çırpındı, sonra maviye döndü. Lyssia telepatik sesini robota aktardı. "Beni tanıyorsun. Kuleye götür."
Robot ayağa kalktı, Lyssia’ya döndü. "Emredersiniz," diye vızıldadı, mekanik bir sesle. Kael çeteye baktı. "Başardık. Git, Lyssia. Virüsü yay."
Lyssia robota bindi, kulelere doğru yola çıktı. Işıkları mora çalıyordu; korku ve umut bir aradaydı. "Babam ve annem… Onlar da etkilenecek. Ama bu sistemi değiştirmeliyiz." Robot, kulelerin kristal kapısına ulaştı; kapı açıldı, Lyssia içeri girdi. Elinde virüslü bir tüp, sinir ağı vızıldıyordu. Kuledeki havalandırmaya yaklaştı, tüpü açtı; biyolüminesans sıvı havaya karıştı. "Şimdi… Chironis değişecek."
Mağarada, Kael ve çetesi bekliyordu. Lyssia’nın dönüşü, %50 düzeninin başlangıcı olacaktı—ya da bir mutasyon kâbusunun.
Bölüm 16: Yeni Chironis
Chironis’in kristal kuleleri, Lyssia’nın virüsünün yayıldığı bir sessizliğe bürünmüştü. Biyolüminesans sıvı, kulelerin havalandırma sisteminden dişilere ulaşmış, embriyolarına sızmıştı. Lyssia, kuledeki odasında duruyordu; güvenlik robotu sayesinde içeri girmiş, virüsü salmıştı. Sinir ağı mora çalıyordu; umut ve korku iç içeydi. Kael ve çetesi, mağarada bekliyordu; kırların biyolüminesans ışıkları, bir değişimin habercisi gibi titreşiyordu.
Bir yıl geçti. Kulelerde doğumlar başladı. Lyra, kristal yatağında bir bebek doğurdu; Torin yanında, ışıkları titreyerek izliyordu. Bebek doğdu; ama bu kez farklıydı. Ellerinin yanı sıra dört minik bacağı vardı—exoskeleton’a ihtiyaç duymuyordu. Lyra bebeğe baktı, sinir ağı maviye çarptı; şaşkınlık ve sevinç bir aradaydı. "Kız," dedi, telepatik sesi titredi. "Ve… Bacakları var! Doğuştan dört bacaklı!"
Torin bebeğin bacaklarına dokundu, ışıkları kırmızıdan mora kaydı; gözleri faltaşı gibi açıldı. "Dört bacak mı? Lyssia… Bunu nasıl yaptın?"
Aynı anda, kulelerdeki diğer dişiler de doğuruyordu. Bazıları kız, bazıları erkek; oran %50’ye oturmuştu. Ve hepsi dört bacaklıydı—exoskeleton’suz, özgürce hareket ediyorlardı. Lyssia, annesinin odasına koştu; kristal tarayıcıyı eline aldı, bebeği taradı. Sinir ağı vızıldadı, ışıkları maviye sabitlendi. "%50 tuttu… Ve bu bacaklar… Orijinal hallerine döndüler!"
Lyra ayağa kalktı, bebeği kucağında tuttu; ışıkları kırmızı bir şaşkınlıkla parladı. "Orijinal halleri mi? Ne diyorsun, Lyssia?"
Lyssia bir yıldız tabletini masaya koydu; eski kayıtları günlerdir taramıştı. "Sen yasakladıktan sonra da geçmişi araştırmaya devam ettim, anne. Chironis’in Kentaura’ları, atalarımızdan önce %50 erkek, %50 dişiydi. Ve hepsi dört bacaklı doğuyordu—exoskeleton’a ihtiyaçları yoktu. Ama atalarımız genler üzerinde deneyler yaptı. Daha üstün bir tür oluşturmak istediler. Fakat her şey yanlış gitmiş."
Torin kristal zeminde bir tur attı, ışıkları mora çalıyordu; zihni karışmıştı. "Yanlış mı gitti? Bacaksızlık da mı onlardan?"
Lyssia başını salladı, tableti işaret etti. "Evet, baba. Genetik müdahale, iki büyük mutasyona sebep olmuş. Birincisi, %99 erkek oranı; ikincisi, bacaksız doğuş. Dört bacak genini bastırmışlar, exoskeleton’la telafi etmişler. Virüsüm, bu hataları düzeltti. CRISPR, genleri orijinal haline geri çevirdi."
Lyra bebeğin bacaklarını okşadı, sesi titredi. "Yani… Biz hep böyleydik? Dört bacaklı, eşit bir tür mü?"
Lyssia tarayıcıyı Lyra’ya uzattı; bebeğin sinir ağı kusursuzdu. "Evet, anne. Atalarımızın korkusu, bu mutasyonları sakladı. ‘Düşünmek yasak’ dediler, çünkü gerçeği biliyorlardı: yaptıkları hatanın daha fazlasına sebep olmaktan korktular. Ama ben denedim. %50 geri geldi, bacaklar geri geldi."
Kael, çetesiyle kuleye ulaştı; dronlar artık saldırmıyordu, tapınak sistemi çökmüştü. Lyssia’yı görünce ışıkları maviye döndü. "Başardık mı, Lyssia? %50 düzeni tuttu mu?"
Lyssia ona döndü, gülümsedi; bebeği gösterdi. "Evet, Kael. Ama daha fazlası oldu. Bak… Dört bacaklılar. Orijinal Kentaura’lar geri döndü." Kael’in çetesinden biri, ışıkları kırmızı bir zaferle parladı. "Exoskeleton’suz mu? Özgürüz artık!"
Lyra bebeği Torin’e verdi, Lyssia’ya yaklaştı; gözleri dolu dolu, ışıkları mora kaydı. "Sana düşünmeyi yasakladım… Ama sen… Bizi kurtardın. Atalarımızın hatasını düzelttin."
Lyssia annesine sarıldı, sinir ağı maviye sabitlendi. "Korktum, anne. Virüs mutasyona yol açar diye korktum. Ama bu, kötü bir mutasyon değildi—geri dönüşümüzdü. Chironis şimdi özgür."
Torin yeni doğan bebeği kucağına aldı, ışıkları maviye çalıyordu; 44 vedadan sonra ilk kez huzurluydu. "Artık bebeklerimizi salmayacağız, değil mi? Hepsi bizimle kalacak?"
Lyssia başını salladı, sesi yumuşadı. "Evet, baba. %50’yle, dört bacakla… Hepsi bizimle kalacak." Kael yanlarına geldi, çetesi kırlara bakıyordu. "Tapınak bitti, Lyssia. Seni korudum, ama sen hepimizi kurtardın."
Kırlara haber yayıldı; erkekler kulelere dönüyor, dişiler kırlara iniyordu. Yeni doğanlar, dört bacaklarıyla koşuyordu—exoskeleton’suz, özgür. %50 düzeni, Chironis’in özüne dönmüştü. Lyssia, Kael, Torin ve Lyra, kulelerin penceresinden yeni dünyalarına baktı. Chironis, ataların hatalarından arınmış, orijinal haline kavuşmuştu. %1’lik korkular, %50’lik bir başlangıca dönüşmüştü.
Sonsöz
Chironis’in kırları, dört bacaklı bebeklerin adımlarıyla canlandı; kuleler, tapınağın zincirlerinden kurtuldu. Erkekler, %99’luk gölgeden çıktı; %50’lik bir dünyada dişilerle buluştu. Lyssia, Kael, Torin ve Lyra, kristal pencereden bu yeni düzeni gördü. Ataların genetik günahı, bir virüsle silindi; exoskeleton’lar kırların tozuna karıştı, özgürlük kulelere yükseldi. Kael’in çetesi, Torin’in acısı, Lyssia’nın cesareti—erkeklerin isyanı, Chironis’i yeniden doğurdu. Ama yıldızlar hâlâ parlıyordu; belki başka gezegenlerde başka isyanlar bekliyordu. Şimdilik, Chironis’in erkekleri sustu—ama bu kez huzurla, dört bacaklarının üzerinde, eşit ve özgür.
Not:
Bu hikaye aşağıda özeti verilen Risale-i Nur’un 13. sözündeki alegorik hikayecikten ilham alınarak modern bir yorumla yeniden yazılmıştır….
ÖZET:
Meselâ, burada, gözünüz önünde bir darağacı dikilmiş. Onun yanında bir piyango—fakat pek büyük bir ikramiye biletleri veren—dairesi var. Biz, buradaki on kişi, alâküllihal, ister istemez, hiç başka çare yok, oraya davet edileceğiz, bizi çağıracaklar. Ve çağırma zamanı gizli olmasından, her dakika ya “Gel, idam biletini al, darağacına çık” veyahut “Gel, milyonlar altın kazandıran bir ikramiye bileti sana çıkmış. Gel, al” demelerini beklerken, birden kapıya iki adam geldi. Biri yarı çıplak, güzel ve aldatıcı bir kadın, elinde zahiren gayet tatlı, fakat zehirli bir helva getirip yedirmek istiyor. Diğer biri de, aldatmaz ve aldanmaz, ciddî bir adam, o kadının arkasından girdi. Dedi ki: “Size bir tılsım, bir ders getirdim. Bunu okusanız, o helvayı yemezseniz, o darağacından kurtulursunuz. Bu tılsımla o emsalsiz ikramiye biletini alırsınız. İşte, bu darağacında, zaten gözünüzle görüyorsunuz ki, bal yiyenler oraya giriyorlar ve oraya girinceye kadar o helvanın zehirinden dehşetli karın sancısı çekiyorlar. Ve o büyük ikramiye biletini alanlar çendan görünmüyorlar ve zahiren onlar da o darağacına çıktıkları görünüyor. Fakat onlar asılmadıklarını, belki oradan kolayca ikramiye dairesine girmek için basamak yaptıklarını, milyonlar şahitler var, haber veriyorlar. İşte, pencerelerden bakınız. En büyük memurlar ve bu işle alâkadar büyük zatlar yüksek sesle ilân ediyorlar ve haber veriyorlar ki, o darağacına gidenleri aynelyakîn gözünüzle gördüğünüz gibi, bu ikramiye biletini tılsımcılar aldıklarını hiç şek ve şüphesiz, gündüz gibi kat’î biliniz” dedi.
Bu Temsili Alegorik Hikâyede Asıl Anlatılmak İstenen Nedir?
İşte, bu temsil gibi, zehirli bir bal hükmünde olan gayr-ı meşru dairedeki gençliğin sefahetkârâne zevkleri, hazine-i ebediyenin ve saadet-i sermediyenin bileti ve vesikası olan imanı kaybettiği için, darağacı hükmünde olan ölüm ve ebedî zulümat kapısı olan kabrin musibetine, aynen zahiren göründüğü gibi düşer. Ve ecel gizli olduğu için, genç ihtiyar fark etmeyerek, her vakit ecel cellâdı başını kesmek için gelebilir. Eğer o zehirli bal hükmünde olan hevesat-ı gayr-ı meşruayı terk edip, tılsım-ı Kur’ânî olan iman ve ferâizi elde etmekle ve fevkalâde mukadderat-ı beşer piyangosundan çıkan saadet-i ebediye hazinesi biletini alacağına, yüz yirmi dört bin enbiya1 aleyhimüsselâm ile beraber had ve hesaba gelmeyen ehl-i velâyet ve ehl-i hakikat müttefikan haber veriyorlar ve âsârını gösteriyorlar.








