BÖLÜM 4: Sıfır Noktası
İkindi güneşinin solgun ışıkları, taze toprağın kokusuyla birleşen sessizliğin üzerine düşüyordu. Kalabalık yavaş yavaş dağılmış, ayak sesleri yerini rüzgârın selviler arasındaki uğultusuna bırakmıştı.
Doruk ve Fetih, babaları İsmail’in mezarı başında uzun süre kıpırdamadan durdular.
Sanki oradan ayrılırlarsa, onunla ilgili son şey de geride kalacaktı.
Toprak hâlâ nemliydi.
Doruk elindeki tespihi çeviriyor, Fetih ise mezarın başındaki tahtaya kazınmış isme boş gözlerle bakıyordu.

Tam o sırada mezarlığın taş yolundan ağır adımların sesi geldi.
Yaşlı bir adam yavaşça yanlarına yaklaştı. Üzerindeki eski pardösü tertemizdi. Yüzü yılların çizgileriyle doluydu ama bakışlarında garip bir huzur vardı.
Mezarın başında durdu.
Sessizce ellerini kaldırıp dua etti.
Sonra gençlere baktı.
"Allah sabır versin evlatlarım," dedi yumuşak bir sesle.
İki kardeş birbirine baktı.
Adam gözlerini mezara çevirdi.
"İsmail iyi adamdı."
Bu cümleyi söylerken sesi hafifçe titredi.
"Çok az insanın taşıyabildiği kadar ince bir kalbi vardı."
Fetih yutkundu.
"Babamı tanıyor muydunuz?"
Yaşlı adam başını salladı.
"Eskiden beri."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Biz onunla bir edebiyat toplantısında tanışmıştık yıllar önce. Siz babanız olarak tanıdınız onu… Ben ise kelimelerle yaşayan biri olarak."
Doruk şaşkınlıkla baktı.
"Babam şiir mi yazıyordu?"
Adam hafifçe gülümsedi.
"Çok."
"Kendini pek göstermezdi ama sürekli yazardı. Hatta bir keresinde bana şöyle demişti…"
"İnsan dediğin, kâinat kitabında bir satırlık yerdir; ama öyle bir mısra yazmalı ki, noktası konduktan sonra bile kalplerde yankılanmaya devam etsin."
Rüzgâr selvilerin arasından geçti.
Fetih gözlerini yere indirdi.
"Bize hiç anlatmadı bunları."
"Çünkü bazı insanlar yaptıkları iyiliği saklar evlat," dedi yaşlı adam.
"İsmail de öyleydi. Sessiz yaşamayı severdi."
Bir an mezara baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Sizden çok bahsederdi ama."
Doruk başını kaldırdı.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
Yaşlı adamın gözleri dolmuştu.
"Hatta isimlerinizi anlatmıştı bana."
Fetih ile Doruk dikkat kesildi.
"‘Büyük bir zaferle açılan kapıdan içeriye hayır ve iyilik girerse onun adı fetihtir.’ demişti, ‘Çünkü gerçek fetih, bir insanın kalbinde korku yerine güven bırakabilmektir.’"
Sonra Doruk’a baktı.
"‘Doruk, sadece bir yükselti değildir; göğe uzanan bir sabırdır.’ demişti, ‘Rüzgârın en serti ona çarpar ama o, başı dumanlı olsa da sağlam durur.’"
Yaşlı adam derin bir nefes aldı. "İsimleriniz birbirinden ayrı duran iki kelime değil, aslında tek bir cümlenin öznesi ve yüklemidir," dedi.
"Doruk, varılması gereken o sarsılmaz menzildir; Fetih ise oraya giden cesur yoldur. Doruk, rüzgâra göğüs geren o devasa yalnızlıktır. Fetih ise o yalnızlığın kapısını cesaretle açmaktır. Babanız bilirdi ki, biri olmadan diğeri eksik kalır. Biri zirve olur, diğeri o zirveye yürür. Siz ancak el ele verdiğinizde babanızın hayalindeki o büyük ‘Fetih’ gerçekleşmiş olur; yani en yüksek doruklara ulaşıp oradan dünyaya sevgiyle bakmak, dorukları feth etmekle olur."
İki kardeş uzun süre konuşamadı.
Yaşlı adam uzaklaşmadan önce durup onlara son kez baktı.
"Babanız güzel yaşamaya çalışan adamlardandı evlatlar. Dünyaya yük olmamaya çalışanlardan…"
Sonra mezarı işaret etti.
"Burası sıfır noktası. Ama insan ölünce tamamen gitmiyor."
Rüzgâr hafifçe şiddetlendi.
"Bazen bir cümlenin içinde kalıyor. Bazen yetiştirdiği bir evlatta."
Doruk’un omzuna dokundu.
"Şimdi onun hikâyesi sizde devam edecek."
Yaşlı adam arkasını dönüp yürümeye başladı.
Bir süre sonra durdu.
Başını çevirmeden konuştu:
"Bir de şunu hiç unutmayın…"
Sessizlik oldu.
"İsmail, en çok birbirinizi sevdiğinizi gördüğünde huzurlu olurdu."
Sonra mezarlığın taş yolları arasında yavaşça gözden kayboldu.
İki kardeş uzun süre konuşmadan kaldılar.
Ama adam gittikten sonra, mezarlığın o ağır hüznü değişmişti.
Sanki acının içine küçük bir sıcaklık karışmıştı.
Fetih mezara baktı.
Bu kez yüzünde çok hafif bir gülümseme vardı.
"Duydun mu baba…" dedi sessizce.
"Meğer bizi şiir gibi yazmışsın."
Güneş ağaçların arkasında kaybolurken iki kardeş mezarlıktan birlikte ayrıldı.
Artık sadece yas taşıyan iki oğul değil…
Babalarının yarım bıraktığı hikâyenin yaşayan devamıydılar.
Rüzgâr, servi ağaçlarının dallarında ince bir uğultu dolaştırırken iki kardeş mezarlığın dışındaki dar yola doğru yürüdü. Yol kenarında duran karavan, akşam güneşinin solgun ışığında yorgun bir hayvan gibi sessizce bekliyordu.
Kapıyı açtıklarında içerideki tanıdık kahve, mazot ve eski ahşap kokusu yüzlerine çarptı.
Sanki İsmail biraz önce markete inmişti de birazdan geri dönecekti.
Ama dönmeyecekti.
Fetih sürücü koltuğuna geçti. Kontağı çevirdi.
Dırr… dırr… TAK.
Motor sustu.
Fetih kaşlarını çattı.
"Akü zayıflamış."
İkinci denemede dizel motor isteksizce çalıştı. Karavan ağır ağır titreşirken tavandaki gevşek dolap kapağı ritmik şekilde vuruyordu:
TAK… TAK… TAK…
Doruk tavana baktı.
"Bu dolap on bir yıldır kapanmıyor abi."
Fetih vitesi taktı.
"Babam da tamir ettirmemiş."
Karavan mezarlıktan ağır ağır ayrıldı.
Arka aynada serviler küçülürken ikisi de konuşmadı.
Sanki biraz daha hızlanırlarsa, mezarın başında bıraktıkları son bağ da kopacaktı.
…
Sonraki iki gün boyunca kendilerini noterler, bankalar ve resmi daireler arasında sürüklenirken buldular.
Hayat, yas tutmana uzun süre izin vermiyordu.
Bir odada ölüm belgesi.
Diğerinde ruhsat devri.
Başka bir katta sigorta işlemleri.
Bir masada imza.
Diğerinde sıra numarası.
Fetih plastik sandalyede oturmuş tavandaki floresan lambaya bakıyordu.
Doruk telefonundaki evrak listesini kaydırdı.
"Devlet diyor ki: ‘Başınız sağ olsun… Şimdi şu formu doldurun.’"
Fetih istemsizce güldü.
"Trajik ama dürüst."
Öğleden sonra banka şubesine gittiler.
Bankacı kadın ekrandaki hesap hareketlerine birkaç dakika baktıktan sonra kaşlarını kaldırdı.
"Babanızın yatırım hesabı da varmış."
İki kardeş birbirine baktı.
"Ne hesabı?" dedi Fetih.
"Altın hesabı."
Kadın birkaç tuşa daha bastı.
"Düzenli birikim yapılmış."
Doruk öne eğildi.
"Ne kadar?"
Kadın rakamı söylediğinde ikisi de birkaç saniye sessiz kaldı.
Yaklaşık yarım kilo altın karşılığı birikim vardı.
Fetih başını kaldırdı.
"Bir yanlışlık olmasın?"
Kadın başını salladı.
"Hayır. Yirmi bir yıl boyunca düzenli alım yapılmış."
Doruk ekrana boş gözlerle baktı.
"Adam gizli gizli servet yapmış."
Kadın ne tepki vereceğini bilemedi.
Fetih hafifçe güldü ama gözleri dolmuştu.
"Kendine hiçbir şey almazdı." dedi.
Hesap hareketlerini açtılar.
3 gram. 1 gram. 5 gram. Bazen sadece birkaç yüz liralık alım.
Doruk sessizce fısıldadı:
"Adam hayal kurmayı bile taksitle yapmış."
O cümleden sonra kimse konuşmadı.








