Hak dışarıda aranmaz,
içeride idrak edilir.
Yol uzayarak değil,
derinleşerek alınır.
"Sonsuzluk genişlemek zorunda değildir"
Bu zahiri yoldur: dışa doğru gidiş, arayış, dolaşma.
"Sonsuzluk derinleşebilir"
Bu batıni yoldur: içe iniş, katman katman çözülme.
Aşkı da bu yüzden ayırırlar:
çok sevmek ile derin sevmek.
Çok sevmek yayılır, taşar, görünür.
Derin sevmek yakar, sessizce, içten içe.
Tasavvufta aşkın yönü
yukarı değil, içeri doğrudur.
Bir damla suyu düşün:
yayılırsa yüzey olur,
derinleşirse okyanus olur.
O yüzden Mevlana hep içeriyi çağırır:
"Ne arıyorsan kendinde ara."
Evren dışa açılan harita değil,
içe katlanan bir sırdır;
susarak okunan bir dildir.
Genişlemek ister akıl:
haritalar çizer,
yollar, evrenler, ihtimaller…
Ama aşk yol sevmez,
aşk iner kat kat,
bir kapıdan değil
bir susuştan geçerek.
Aradığını çoğaltmaz bu yol,
eksiltir:
adını, yüzünü, iddianı alır,
geriye sadece yanmayı bırakır.
Ve o an anlarsın:
sonsuzluk çoğalmak değildir,
taşmak değildir,
sonsuzluk derinleşmektir.
Bir damla gibi küçücük,
ama okyanus kadar ağır;
bir nefes gibi kısacık,
ama ömür kadar uzun.
Sonsuzluğu göğe asma,
uzakta sanma,
yıldızların üşüdüğü yerde arama.
Sonsuzluk bazen
bir kalbin içindeki dar odada
sessizce oturur.
Dışarı bakma artık:
gökyüzü içeride,
Tanrı içeride,
aşk içeride.
Bu yol ayağını kesmez,
kanat da vermez;
sadece
kalbini açar.









