YENİ BİR DÜNYA 13 – Ötegezegende İlk Şehir: Proxima Genesis 6

Bölüm 26: Nod Üssü’ne Sürgün ve İlk Cenaze Töreni


Cabil ve Aklîma, sürgün için garajda bir araç hazırlamaya başladı. Cabil, kendi yetiştirdiği koyunlardan ve tavuklardan taşıyabilecekleri kadarını araca yerleştirdi. Hayvanların soyunu devam ettirip Nod Üssü’nde hayatta kalmayı planlıyordu. Ayrıca, yeni bitkiler yetişene kadar yiyecekleri için birkaç çuval pirinç ve balık stoğu koydu. Hayvanlara yedirmek için yem çuvalları da ekledi. Hidroponik seradan topladığı bitki tohumlarını; pirinç, şeftali ve fasulye; dikkatlice paketledi. Bu tohumlar, yeni bir başlangıç için umudu olacaktı.

Cabil, Aklîma’ya döndü:

"Aklîma, bu koyunlar ve tohumlar bizim geleceğimiz. Nod’da sıfırdan başlarız."

Aklîma, kararlı bir sesle cevap verdi:

"Cabil, seninle her şeye dayanırım. Yemeklerimi koyun etiyle yaparım, tohumları senin için ekerim."

Abel’in Cenaze Töreni

Üste herkes Abel’in ölümüyle sarsılmıştı. Robotlar, Abel’in cesedini organik parçalayıcıya götürmek için revire taşırken, Seth onları durdurdu. Öfkeyle bağırdı:

"Abimi bir çöp gibi gübreye çeviremezsiniz!"

Thaniya cevap verdi:

"Protokol 259: Kullanılmayan her tür organik madde geri dönüştürülür. Üssün kıt kaynakları israf edilemez."

Seth itiraz etti:

"Dini inancıma göre onun gömülmesi gerekir. İslam’da ceset yakılmaz, toprağa verilir!"

O sırada Robot-Anne Rabia duyup geldi. Metalik sesiyle araya girdi:

"Protokol 689: Karar verirken üste yaşayan insan topluluğunun dini ve felsefi inançlarına saygı duyulmalı. Abel’in cenazesi Seth’e teslim edilecek."

Cenaze Seth’in sorumluluğuna verildi. Ancak üste daha önce hiç cenaze gömülmemişti. Seth, veri bankasına koştu ve arşivleri taradı. İslam’da cenaze işlemlerini; yıkama, kefenleme ve defin; öğrendi. Robotlardan yardım istedi.

Robotlar, Abel’in bedenini dualarla yıkadı. Seth, Kuran’dan ayetler okudu:

"Her nefis ölümü tadacaktır" (Âl-i İmran 185).

Biyopolimer kumaştan kefen hazırladı ve Abel’i sardı. Robotlar, üssün dışında, Proxima b’nin kırmızı kayalıklarında bir mezar kazdı. Abel’in yüzü Dünya’ya dönük olarak gömüldü.

Üstteki herkes, uzay giysileriyle seçilmiş mezarlık alanına toplandı. Seth, cenaze namazını kıldırdı ve dua etti:

"Allah’ım, Abel’i bağışla. Onu rahmetine al."

Azura ağlayarak kardeşinin mezarına baktı; Havva, Adem’in kollarında hıçkırıyordu.

Üssün Yası ve Ayrılık

Cabil ve Aklîma, cenaze törenine katılmadan garajdan araçla ayrılmıştı. Abel’in gömülmesini görmeden, Nod Üssü’ne doğru yola çıkmışlardı.

Azura, mezarın başında ağlayarak:

"Abel, Cabil benimle evlenmek istemedi. Ama seni de kaybetmenin acısı dayanılmaz."

Seth, Adem’e dönüp içini döktü:

"Baba, İslam’ı seçtim. Namaz kılıyorum, ama Cabil ve Abel’i en büyük günahı işlemekten kurtaramadım."

Adem cevap verdi:

"Seth, sen elinden geleni yaptın. Cabil’in aşktan gözü kör olmuştu. Doğruyu göremedi.."

Cabil ve Aklîma, garajdan aldıkları araçla Nod Üssü’ne doğru yola çıktı. Test haftası becerileri, koyunlar, tavuklar, tohumlar ve yemlerle hayatta kalmaya çalışacaklardı. Abel’in ölümü, üssü yasla doldurdu. Seth’in manevi rehberliği, koloniyi toparlamaya çalışacaktı. Ancak aşk, kuralları alt etmişti.

Bölüm 27: Sürgünün İlk Adımları
Proxima b: On Sekizinci Yılın Sonu

Cabil ve Aklîma, ana üsten ayrılmış, garajdan aldıkları titanyum kaplı araçla Proxima b’nin kırmızı çöllerine doğru yola çıkmıştı. Araç, Cabil’in koyunlarından ikisi, üç tavuğu, birkaç çuval yiyecek (pirinç ve balık), yem stoğu ve bitki tohumlarıyla doluydu. İkisi, Abel’in cenaze törenine katılmadan kaçmış, suçluluk ve aşk arasında sıkışmıştı.

Proxima b’nin yüzeyi, %0.1 atmosfer basınç yaşanmaz bir araziydi; kızıl toz fırtınaları, keskin kayalar ve -50°C’lik soğuk, yolculuğu cehenneme çeviriyordu. Araç, dış atmosferden yalıtılmıştı; oksijen ünitesi %21’e sabit tutuyordu, ama yakıt sınırlıydı.

Cabil, direksiyonda:

"Aklîma, Nod Üssü’nü bulmalıyız. Veri bankasında kuzey platosunda, kuş uçuşu 480 kilometre batıda, 15° kuzey, 36° batı koordinatlarında dediler. Yol engebeli olduğu için 550 kilometre gideceğiz. Bu bataryaların enerjisi yeter mi?"

Aklîma, navigasyon ekranına bakarak cevap verdi:

"Cabil, %60 yakıt kaldı. 150 kilometreye kadar gideriz, ama sonrası… Dua edelim ki fırtına çıkmasın."

Koyunlar arkada melerken, tavuklar gıdakladı. Cabil gergin bir sesle ekledi:

"Bu hayvanlar bizim umudumuz. Onları Nod’a sağ salim götürmeliyiz."

Zorlu Arazi

İlk saatler sessiz geçti, ama ikinci saatte kızıl bir toz fırtınası başladı. Araç sallandı, görüş mesafesi sıfıra indi. Aklîma panikledi:

"Cabil, yavaşla! Kayaları göremiyorum!"

Cabil dişlerini sıkarak cevap verdi:

"Aklîma, duramam. Fırtına bizi gömerse, yakıt biter ve ölürüz."

Bir kayaya çarptılar, araç sarsıldı, ama titanyum gövde dayandı. Cabil bağırdı:

"Lanet olsun bu çöle! Abel… Onu ben öldürdüm, şimdi bu ikimizin de mi cezası?"

Aklîma elini Cabil’in omzuna koydu:

"Cabil, dur. Abel’i sen öldürmek istemedin. Öfkene yenildin, ama ben seni bırakmadım. Birlikte hayatta kalacağız."

Fırtına iki saat sürdü. Yakıt %40’a düştü. Cabil, Aklîma’ya baktı:

"Aklîma, seni seviyorum. Bu yüzden buradayız. Nod’u bulamazsak bile, seninle ölürüm."

Aklîma gülümsedi:

"Cabil, ölmeyeceğiz. Tohumlarım, yemeklerin… Yeni bir üs kurarız."

Nod Üssü’nü Bulma

Üçüncü günün sonunda, kuzey platosuna vardılar. Yakıt %10’du. Araç, kırmızı kayalıklar arasında durdu. Veri bankası, Nod Üssü’nün yer altında olduğunu söylüyordu, ama giriş görünmüyordu.

Cabil, uzay elbisesini giydi ve dışarı çıktı. Toz fırtınaları yüzünden kapı tozlarla örtülmüştü. El yordamıyla kayaları taradı, metal bir yüzey buldu.

"Aklîma, burası! Kapıyı buldum!"

Aklîma, araçtan seslendi:

"Cabil, açabilir misin? 25 yıldır bu kapı açılmadı. Oksijenimiz bitiyor!"

Cabil, kapının tozlarını temizledi. Eski bir kontrol paneli ortaya çıktı, enerjisi tükenmişti. Araçtan bir kablo çekti, panele bağladı. Ekran titreyerek açıldı: "Nod Üssü. Giriş izni gereklidir."

Cabil bağırdı:

"İzin mi? Biz sürgünüz, lanet olası!"

Panele yumruk attı; sistem kısa devre yaptı ve kapı gıcırdayarak açıldı.

Nod Üssü’ne Varış

Yer altına inen bir tünel ortaya çıktı. Araçla içeri girdiler. Nod Üssü, 300 metrekarelik terk edilmiş bir sığınaktı, oksijen ünitesi arızalıydı, iç atmosfer %5 oksijenle nefes alınmaz haldeydi.

Cabil, aracı park etti ve güneş panellerini tozlardan temizledi. Aracın kablosunu şarja taktı. Aklîma, oksijen ünitesini inceledi:

"Cabil, filtreler tıkalı. Temizlersek çalışır mı?"

Cabil cevap verdi:

"Aklîma, denemeliyiz. Araçtaki oksijenle bir gün dayanırız. Sonra ya bu üs çalışır, ya da koyunlarla ve tavuklarla birlikte ölürüz."

Aklîma, filtreleri temizlemeye başladı. Saatler sonra, oksijen ünitesi çalıştı, iç atmosfer yükselmiyordu. Kriyovolkan titreşimiyle patlayan boruyu buldular. Hava geçirmez polimerle sarıp tamir ettiler.

Oksijen %15’e yükseldi, sonra %20’ye sabitlendi. Oksijen gelince Aklîma araçtan koyunlarla tavukları hava sızdırmaz çantalar içinde araçtan çıkarıp üsse getirdi. Cabil, koyunlara yem verdi ve tavuklara bir alan yaptı.

Aklîma rahat bir nefes aldı:

"Cabil, başardık! Babamızın çocukluk anılarının geçtiği yer… Burası artık bizim."

Hayatta Kalma Mücadelesi

Cabil, yiyecek çuvallarını açtı.

"Aklîma, tohumlar yetişene kadar bunlar bize yeter. Koyunlar süt verir, tavuklar yumurtlar."

Aklîma, tohum paketlerini kontrol etti:

"Cabil, pirinç ve fasulye ekiyorum. Hidroponik sistem yoksa, toprağı kazıp deneriz."

İlk gece, Nod Üssü’nün soğuk koridorlarında uyudular. Cabil, Aklîma’ya sarıldı:

"Aklîma, Abel’i düşünüyorum. Onu öldürdüm… Seni de buraya sürükledim."

Aklîma cevap verdi:

"Cabil, Abel’i ben de özlüyorum. Ama seninleyim. Bu bizim yeni başlangıcımız."

Ertesi gün, Cabil koyunlardan süt sağdı; Aklîma, bir çuval pirinci pişirdi. Tohumları ekmek için üssün bir köşesinde toprak kazdılar, hidroponik sistem yoktu, ama umutları vardı.

Cabil, Aklîma’ya baktı:

"Aklîma, burada soyumuzu devam ettireceğiz. Robotlar, kurallar, dersler, ödevler, sınavlar yok… Hepsi geride kaldı."

Aklîma gülümsedi:

"Cabil, seninle her şeye varım. Yemeklerim, hayvanların… Biz yeteriz."

Cabil ve Aklîma, Nod Üssü’nde yeni bir hayat kurmaya başladı. Zorlu yolculuk ve terk edilmiş üs, onların aşkını ve dayanıklılığını sınamıştı. Koyunlar, tavuklar ve tohumlarla hayatta kalma mücadelesi verirken, ana üste Abel’in yası devam ediyordu. Nod, onların hem cezası hem de kurtuluşuydu.

Bölüm 28: Nod Üssü’nde Yeni Bir Nesil

Nod Üssü: İlk Aylar

Cabil ve Aklîma, Nod Üssü’ne varalı bir hafta olmuştu. 300 metrekarelik yer altı sığınağı, oksijen ünitesi tamir edilmiş, %20 oksijenle yaşanabilir hale gelmişti. Cabil’in iki koyunu ve üç tavuğu, üssün bir köşesine yerleştirilmişti; yiyecek çuvalları ve tohumlar, hayatta kalmalarının temeliydi.

Cabil, ilk günlerden itibaren çalışmaya başladı. Cabil, tavuklara bir alan yaptı. Üçüncü gün, tavuklardan biri yumurtladı. Cabil, Aklîma’ya koştu:

“Aklîma, tavuklar her gün yumurtlayabilir! 21 günde kuluçka olur, 45 gün beslersek keseriz.”

Aklîma gülümsedi:

“Cabil, yumurtalarla yemek yaparım. Çuvallar azalıyor, bu bizi kurtarır.”

Aklîma, tohumları ekti, pirinç (120 gün), buğday (3,5 ay), mısır (150 gün), toprak zeminde küçük bir tarla oluşturdu. Su tankıyla suluyorlardı. Hidroponik sistem olmasa da, elleriyle kazdıkları toprağı sulamak için araçtaki su tankını kullanıyorlardı.

Aklîma, ilk hafta sonunda Cabil’e dedi:

“Cabil, pirinç 120 günde yetişir, buğday 3,5 ayda, mısır 150 günde. O zamana kadar çuvallarla idare ederiz.”

Cabil cevap verdi:

“Aklîma, tavuklar her gün yumurtlayabilir! 21 günde kuluçka olur, 45 gün beslersek keseriz. Koyunlar 5 ayda yavrular. Sabretmeliyiz."

Aklîma gülümsedi:

“Cabil, yumurtalarla yemek yaparım. Çuvallar azalıyor, bu bizi kurtarır.”

İlk Üç Hafta: Tavuklar

Üç ay geçti. Tavuklar bu süre boyunca her gün birer yumurta verdi.

Cabil, heyecanla Aklîma’ya koştu:

“Aklîma, bak! Yumurtalar çatlıyor. Beş tavuğumuz beş olacak!”

Aklîma gülümsedi:

“Cabil, yumurtalarla yemek yaparız. Çuvallar azalıyor, ama bu bizi kurtarır.”

günde ilk kuluçka çıktı, iki civciv doğdu; biri öldü, diğeri hayatta kaldı. Tavuk sayısı dörde yükseldi. Buğday filizlendi, pirinç yeşerdi, mısır yavaşça büyüdü.
Üçüncü Ay: Bitkiler ve Hamilelik

Üç ay geçtiğinde, buğday filizlenmeye başladı, 3,5 aylık döngüsünün ortasındaydı. Pirinç, sulak toprakta yeşermiş, 120 günün yarısına gelmişti. Mısır ise daha yavaş büyüyordu, 150 günün üçte biri tamamlanmıştı.

Aklîma, bir sabah Cabil’e döndü:

“Cabil, kendimi tuhaf hissediyorum. Midem bulanıyor, yorgunum. Sanırım… hamileyim.”

Cabil şaşkınlıkla sordu:

“Aklîma, emin misin? Ne zaman?”

Aklîma hesapladı:

“Yolculuktan iki hafta sonra başladı. Dokuz ay sürer, bebeğimiz sekiz ay sonra doğar.”

Cabil, Aklîma’ya sarıldı:

“Aklîma, bir çocuğumuz olacak! Abel’in gölgesi üzerimde, ama bu… Yeni bir umut.”

Aklîma cevap verdi:

“Cabil, koyunlar, tavuklar, bitkiler… Hepsi büyüyor. Bebeğimiz de bizimle büyüyecek.”

Beşinci Ay: Çiftlik

Beşinci ayda, koyunlardan biri yavruladı, bir kuzu doğdu, koyunlar üçe çıktı. Pirinç 10 kilogram, buğday 8 kilogram hasat verdi. Mısır bir ay sonra hazır olacaktı. Aklîma, dördüncü ayındaydı; karnı belirginleşmişti.

Cabil dedi:

“Aklîma, bak! İki koyunumuz üç oldu. Sütümüz artacak. Yumurtalarla idare ediyoruz. Bebeğimiz için güçlüyüz.”

Aklîma, hamileliğinin dördüncü ayındaydı. Karnı hafifçe belirginleşmişti. Dedi ki:

“Cabil, sütle yemek yaparım. Bebeğimiz için güçlü olmalıyım. Bitkiler ve hayvanlar büyüyor. Bebeğimiz de bizimle büyüyecek.”

Pirinç yetişmiş, ilk hasadı vermişti, 10 kilogram. Buğday da tamamlanmış, 8 kilogram ürün vermişti. Mısır ise bir ay sonra hazır olacaktı. Çuvallar bitmek üzereyken, bu hasat hayatlarını kurtardı.

Hayatta Kalma ve Duygular

Cabil, her gün koyunlardan süt sağıyor, tavuklardan yumurta topluyordu. Aklîma, pirinç ve buğdayla yemekler yapıyor, mısırı bekliyordu. Nod Üssü’nün soğuk koridorları, onların elleriyle ısınmıştı.

Bir gece, Cabil uykusuzca Aklîma’ya döndü:

“Aklîma, Abel’i rüyamda gördüm. Bana bakıyordu… Suçluluk beni bırakmıyor.”

Aklîma elini Cabil’in yüzüne koydu:

“Cabil, Abel gitti, ama biz buradayız. Bebeğimiz olacak. Onu affet, kendini affet.”

Cabil gözlerini kapattı:

“Aklîma, seninle ve çocuğumuzla… Belki bir gün huzur bulurum.”

Altıncı Ay: Çiftlik ve Gelecek

Altıncı ayda, tavuklar iki yumurta daha bırakmıştı, biri çatladı, diğeri kuluçkadaydı. Koyunlar süt veriyordu; mısır hasadı 12 kilogram ürünle tamamlanmıştı. Aklîma’nın karnı büyümüş, hamileliği yarısını geçmişti.

Cabil, tarlaya baktı:

“Aklîma, buğdayı tekrar ekebiliriz. Pirinç için suyu artırırım. Çiftliğimiz büyüyor.”

Aklîma cevap verdi:

“Cabil, bebeğimiz doğduğunda ona süt ve ekmek vereceğiz. Nod, evimiz oldu.”

Cabil ve Aklîma, Nod Üssü’nde hayatta kalma mücadelesini kazanmıştı. Tavuklar çoğalıyor, koyunlar yavruluyor, bitkiler yetişiyordu. Aklîma’nın hamileliği, yeni bir neslin habercisiydi. Abel’in gölgesi hâlâ üzerlerindeydi, ama aşkları ve emekleri, Nod’u bir yuvaya dönüştürmüştü. Tavukların yumurtaları, koyunların sütü ve bitkilerin hasadıyla hayata tutundu. Aklîma’nın hamileliği, yeni bir neslin habercisiydi. Ancak robotların genetik uyarıları, henüz görünmeyen bir gölgeydi. Ana üste ise Seth’in liderliği, koloniyi yeniden şekillendiriyordu.

Bölüm 29: Genesis’te Umut, Nod’da Gölgeler

Nod Üssü: Dokuzuncu Ay

Aklîma’nın hamileliği dokuzuncu aya ulaştı. Bir gece sancılar başladı. Cabil panikledi:

“Aklîma, ne yapacağım? Robot yok, revir yok!”

Aklîma, nefes nefese cevap verdi:

“Cabil, sakin ol. Su ısıt, kumaş getir. Doğuracağım.”

Cabil su tankından su ısıttı, biyopolimer kumaşlar hazırladı. Saatler sonra Aklîma bir erkek bebek doğurdu, Hanok. Cabil bebeği kucağına aldı:

“Aklîma, oğlumuz var! Sağlıklı görünüyor.”

Aklîma, yorgun bir gülümsemeyle dedi:

“Cabil, Hanok… Ama gözleri bana bakmıyor.”

Cabil inceledi:

“Aklîma, belki yeni doğduğu içindir. Büyüyünce görürüz.”

Ancak Hanok’un gözleri bulanık ve hareketsizdi, kör doğmuştu. Robotların uyarısı akıllarına geldi: "Aynı batın evliliği, sakat doğum riskini %30 artırır." Cabil sessizce mırıldandı:

“Abel’in laneti mi bu?”

Aklîma cevap verdi:

“Cabil, bilmiyorum. Ama Hanok bizim oğlumuz. Ona bakacağız.”

Genesis Ana Üs: Evlilikler

Aynı dönemde, Genesis’te üs toparlanıyordu. Abel’in ölümünden bir yıl geçmişti. Seth (16) ile Azura (17) ve Abdülmugis (16) ile Lebûda (16) evlendirildi. Robotlar, genetik protokolü uyguluyordu, çapraz evliliklerle neslin sağlığı korunacaktı.

Düğün, üssün merkezinde yapıldı. Thaniya törene katıldı:

“Seth-Azura, Abdülmugis-Lebûda, genetik havuz stabil. Bir yıl içinde torunlar doğarsa, koloni güçlenecek.”

Düğünden sonra aile, uzay giysileri içinde Abel’in mezarını ziyaret etti. Kırmızı kayalıklardaki mezarlıkta, uzay giysileriyle toplandılar. Seth dua etti:

“Allah’ım, Abel’i rahmetine al. Bizi koru.”

Azura, mezara bakarak ağladı:

“Abel, ikizimdin. Seni özlüyorum, ama Seth’le yeni bir başlangıç yapıyorum.”

Adem, Havva’ya döndü:

“Havva, torunlarımız olacak. Abel’in acısı hafifler mi?”

Havva cevap verdi:

“Adem, Seth ve Azura umudumuz. Abel’in ruhu bizi izliyor.”

Nod’da Hanok’un körlüğü, Cabil ve Aklîma’yı sarsmıştı. Çiftlik büyüse de, genetik lanet peşlerindeydi. Genesis’te ise evlilikler, koloniye umut vaat ediyordu. Bir yıl sonra torunlar doğacaktı, kardeş evliliği olmadan, babalarının kardeş çocuklarıyla evleneceklerdi. Cabil’in soyu ise karanlık bir yazgıya ilerliyordu.

Bölüm 30: Nod Üssü’nde Lanetin Gölgesi

Nod Üssü: On Dokuzuncu Yıl

Cabil ve Aklîma, Nod Üssü’nde bir yılı geride bırakmıştı. Hanok’un doğumuyla başlayan hayatları, çiftlikleriyle ayakta duruyordu. Tavuklar beş olmuştu, her gün yumurtluyor, 21 günde kuluçkaya yatıyor, 45 günde kesilecek hale geliyordu. Koyunlar dörde çıkmış, süt ve yün veriyordu. Pirinç, buğday ve mısır tarlaları düzenli hasat sağlıyordu. Ancak Hanok’un körlüğü, robotların genetik uyarısını doğrulayan ilk işaretti.

Aklîma, sonraki yıllarda üç çocuk daha doğurdu:

İrad: İkinci çocuk, iki yaşında sağır olduğu anlaşıldı, seslere tepki vermiyor, sadece elleriyle iletişim kuruyordu.
Mehuyael: Üçüncü çocuk, üç yaşında topal doğduğu fark edildi, sol bacağı gelişmemişti.
Metuşael: Dördüncü çocuk, dört yaşında zeka özürlü olduğu ortaya çıktı, konuşamıyor, basit işleri bile yapamıyordu.
Cabil, çocuklarını tarlada izlerken Aklîma’ya döndü:

“Aklîma, robotlar haklıydı. Aynı batın evliliği… Hepsi engelli. Abel’in laneti mi bu?”

Aklîma, gözyaşlarını tutarak cevap verdi:

“Cabil, bilmiyorum. Ama onlar bizim çocuklarımız. Hanok kör, İrad sağır, Mehuyael topal, Metuşael… Farklı. Yine de seviyorum.”

Cabil başını eğdi:

“Aklîma, ben suçluyum. Abel’i öldürdüm, seni buraya sürükledim. Şimdi çocuklarımız bedel ödüyor.”

Çiftlik ve Çocuklar

Hanok altı yaşına geldiğinde, üssün koridorlarını ezberlemişti. Körlüğüne rağmen koyunlara dokunarak onları tanıyor, tavukların seslerini dinliyordu. İrad, dört yaşında, işaretlerle annesine yardım ediyordu. Mehuyael, üç yaşında, topallayarak tarlaya gidiyor, ama düşmeden yürüyemiyordu. Metuşael, iki yaşında, sadece annesinin kucağında oturabiliyordu.

Aklîma, Cabil’e dedi:

“Cabil, Hanok güçlü. Kör ama hissediyor. İrad sessiz ama anlıyor. Mehuyael yavaş, Metuşael zayıf… Onlara öğretmeliyiz.”

Cabil cevap verdi:

“Aklîma, robot yok, eğitim yok. Test haftası beni kurtardı, ama onları? Ne yapacağız?”

Trajedi: Hanok’un Kazası

Hanok yedi yaşına bastığında, üssün dışında, kırmızı kayalıklarda babasıyla dolaşmaya başladı. Cabil, ona çevreyi anlatıyordu:

“Hanok, burada kayalar var. Solunda koyunlar gibi kokuyor, değil mi?”

Hanok gülümsedi:

“Baba, evet. Rüzgarı duyuyorum.”

Bir gün, Cabil uzay elbisesiyle Hanok’u dışarı çıkardı. Hanok, babasının elini bırakıp kayaları keşfetmek istedi. Cabil bağırdı:

“Hanok, geri gel! Düşeceksin!”

Hanok, körlüğünden dolayı sesin yönünü şaşırdı. Elinde bir taş tutuyordu, babasına göstermek için. Cabil yaklaştı:

“Hanok, taşı bana ver!”

Hanok, yanlışlıkla taşı babasına doğru fırlattı. Cabil’in kaskına çarptı, cam çatladı, oksijen sızdı. Abel’in ölümüne benzer bir sahneydi: Cabil yere yığıldı, nefessiz kaldı.

Hanok, babasının sesini duymayınca ağladı:

“Baba? Baba, nerdesin?”

Aklîma, üssün kapısından fırladı. Cabil’in cansız bedenini gördü ve çığlık attı:

“Cabil! Hayır, hayır!”

Hanok’a sarıldı:

“Oğlum, ne yaptın?”

Hanok, anlamadan ağladı:

“Anne, babam nerde? Taşı verdim, ama…”

Aklîma, Cabil’in kaskındaki çatlağı gördü. Abel’in ölümü gözlerinin önüne geldi, taş, kask, oksijen sızıntısı. Cabil aynı kaderi yaşamıştı.

Cenaze ve Çaresizlik

Aklîma, Cabil’in cesedini üsse taşıdı. Çocuklarla birlikte organik parçalayıcı geri dönüştürücüye yerleştirdi. Hanok ağlayarak sordu:

“Anne, babam öldü mü? Ben mi yaptım?”

Aklîma cevap verdi:

“Hanok, bilmeden yaptın. Baban seni affeder.”

Cabil’den geriye kalan gübreyi seraya aktardılar. Aklîma dua etti:

“Cabil, Abel’le barış. Bizi bırakma.”

Cabil’in ölümü, Nod Üssü’nü kaosa sürükledi. Aklîma, dört engelli çocuğuyla yalnız kaldı, robot yoktu, eğitimleri yetersizdi. Hanok kör, İrad sağır, Mehuyael topal, Metuşael zeka özürlüydü. Çiftlik ayakta olsa da, üssün yönetimi ellerinden kayıyordu. Cabil’in soyu, Abel’in lanetiyle sona doğru ilerliyordu.

DEVAM EDECEK…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir