BÖLÜM 16: Son Senfoni
Fetih, BMW R 1250 GS’nin anahtarını çevirip motoru susturdu. Selesine yaslandı ve fiyortun üzerine çöken o tekinsiz ama kusursuz sessizliği dinledi. Az önce ölümle randevulaşmışlardı ve şimdi dağ, onları uğurlamak yerine kalmaları için fısıldıyordu.
"Doruk," dedi Fetih, bakışlarını ufuktan ayırmadan. "Rüzgar durdu. Vadinin nefesi kesildi sanki."
Doruk, kaskını motorun aynasına asmıştı. Titreyen ellerini birbirine kenetledi. "Farkındayım. İlk kez bu kadar sessiz. Ama abi, az önceki o an… Bir daha aynı hatayı yaparsak kaçış şansımız olmayabilir."
Fetih motordan indi, kardeşinin karşısına geçti. Gözlerinde ne bir yarışçının hırsı ne de bir adrenalin tutkununun çılgınlığı vardı; sadece sarsılmaz bir kardeşlik bağı parlıyordu. "Bu sefer ‘denemek’ için gitmeyeceğiz Doruk. Bu sefer, başladığımız işi bitirmek için çıkacağız. Eğer o sele üzerine konamazsan, doğrudan boşluğa süzül. Ama o seleye konacaksan… Tüm ruhunu o kanatlara ver."
Doruk derin bir nefes aldı. Ciğerlerine dolan soğuk İskandinav havası, korkunun yerini buz gibi bir odaklanmaya bıraktı. Kaskını geri taktı, kayışını en sıkı ayara getirdi. "Son bir kez abi. Başka şansımız yok."
Birlikte tekrar zirveye tırmandılar, Doruk’u zirveye bıraktıktan sonra Fetih motoruyla yolun başlangıcına indi. Bu kez interkomdan birbirlerine şaka yapmadılar. Sadece motorun rölantideki o hırıltılı sesi vardı.
Doruk, uçurumun kenarında durduğunda artık bir "insan kuş" değil, havada asılı duran bir iradeydi. Boşluğa devrildi. Bu kez dalış hızı daha yüksekti. Rüzgarın türbülansı yoktu, hava katı bir kütle gibiydi ve Doruk o kütleyi bir neşter gibi yarıyordu.
Aşağıda Fetih, aynaya bakmayı bıraktı. Artık kardeşini görmesine gerek yoktu, onu hissediyordu. Vites küçülttü, lastikleri asfalta kazıdı ve 145 km/s hıza, o sihirli "sıfır noktasına" ulaştı.
Doruk, arkadan bir hayalet gibi yaklaştı. Bu kez rüzgar ona ihanet etmedi. Fetih’in motorunun yarattığı hava koridoruna girdiğinde, kollarını hafifçe yana açıp hızını milimetrik olarak dengeledi. Artık motorla aynı hızdaydı. Havada asılı duruyor gibiydi ama aslında saatte 145 kilometreyle ölümün kıyısında süzülüyordu.
Doruk, ayaklarını yavaşça aşağı sarkıttı. Fetih’in omzunu geçti, kaskı neredeyse abisinin kaskına değiyordu. Ve o an… Doruk, gövdesini motorun arkasındaki özel rayın üzerine bıraktı.
KLİK.
İki farklı dünya, tek bir metal parçasında birleşti. Fetih, motorun arkasına binen o ani ağırlığı ve Doruk’un ellerinin omuzlarına kenetlendiğini hissetti. Vizörünün ardından yaşlı gözlerle gülümsedi.
"Aldım seni!" diye bağırdı Fetih, rüzgarın gürültüsünü bastırarak.
Yolun bittiği, uçurumun başladığı o son dönemece sadece elli metre kalmıştı. Fetih frenlere asıldı. Lastiklerden çıkan beyaz duman ve yanık kokusu fiyortun serin havasına karıştı. Motor, uçurumun tam kenarında, ön tekerleği boşluğun üzerinde duracak kadar yakın bir noktada durdu.
Sessizlik geri döndü.
Doruk, wingsuit’inin kanatlarını yavaşça kapattı ve kaskını Fetih’in sırtına yasladı. İkisi de bir süre nefes dahi almadı. Aşağıda fiyortun suları, bu imkansız birleşmeye şahitlik edercesine parlıyordu.
Doruk selenin üzerinden inip ayaklarını yere bastığında, hala titriyordu ama bu kez heyecandandı. Fetih motoru yan ayağa aldı ve aşağı indi. İki kardeş, hiçbir şey söylemeden birbirlerine sarıldılar. Dağların şiirsel sessizliğinde, sadece iki kalp atışının ritmi duyuluyordu.
"Gidelim mi?" dedi Fetih, motoruna tekrar binerken.
Doruk, abisinin arkasına oturdu. "Gidelim abi. Ama bu sefer yavaş gidelim. Manzarayı hiç bu kadar güzel görmemiştim."
Siyah motor, gün batımının turuncu ışıkları altında, uçurum kenarındaki yoldan yavaşça uzaklaşırken; arkalarında sadece asfaltın üzerindeki lastik izleri ve dağların asla unutmayacağı bir hikaye kaldı.










