SIFIR NOKTASI 2- Sıfır Noktasına Geri Dönüş

BÖLÜM 2: Sıfır Noktasına Geri Dönüş

10 YIL SONRA:

Odada yalnızca eski dizüstü bilgisayarın ekranı yanıyordu.
Perdelerin arasından sızan sokak lambası bile o solgun mavi ışığın yanında güçsüz kalıyordu.

Bilgisayarın fanı yıllardır taşıdığı yorgunluğu metalik bir iniltiyle dışarı üflüyordu.

Doruk gözlerini kırpmadan ekrana bakıyor, parmakları klavyenin üzerinde mekanik bir ritimle geziniyordu. Ekranda Kerbal Space Program açıktı. Atmosferden yeni çıkmış bir uzay aracı, dengesini kaybedip kendi etrafında dönmeye başlamıştı.

"Hayır hayır hayır…"

Doruk hızla tuşlara bastı.

Yakıt göstergesi kırmızıya düştü.

Bir saniye sonra ekran beyaza patladı.

BOOM.

Mekik parçalanıp uzay boşluğuna dağıldı.

Bilgisayar birkaç saniyeliğine dondu. Fan sesi yükseldi. Sanki laptop da roketle birlikte infilak edecek gibiydi.

Doruk arkasına yaslanıp derin bir iç çekti.

"Yok abi… Bu bilgisayar artık öldü."

Yatağın kenarında oturan Fetih başını kaldırdı.

"Elindeki hurdadan NASA performansı bekliyorsun."

Doruk sinirli bir gülümsemeyle laptopun kapağına vurdu.

"Ram yetmiyor. Fizik motoru çöküyor. Daha stratosfere çıkmadan oyun kasıyor."

Fetih kollarını bağlayıp kardeşine baktı.

"İlahi Doruk…"

Gülmeye başladı.

"On senedir şu eski bilgisayarda uçup duruyorsun. Yetmedi mi oğlum? Bütün gezegenlerde dolaştın. Ay’a gittin. Mars’a gittin. Asteroitlere üs kurdun. Galakside ayak basmadığın taş kalmadı."

Doruk omuz silkti.

"Yerde işim yok abi."

Fetih kahkaha attı.

"Sen normal insan değilsin zaten. Millet oyunda araba yarışı oynar, futbol oynar… Sen uzay programı yönetiyorsun."

Doruk ekrandaki enkaza bakarken sesi yavaşladı.

"Bazen gerçekten uçuyormuş gibi hissediyorum."

O cümleden sonra oda kısa süre sessizleşti.

Bilgisayarın fanı uğuldamaya devam ediyordu.

Fetih kardeşine baktı. Çocukluklarından beri Doruk’un gökyüzüne farklı baktığını biliyordu. Uçak geçtiğinde diğer insanlar sadece sesini duyarken Doruk kafasını kaldırıp uzun süre arkasından bakardı. Çocukken balkon korkuluklarından kendini bırakıp "süzülmeye" çalıştığı günleri hatırladı.

"Babam sana boşuna Doruk adını koymamış galiba," dedi hafifçe. "Aklın hep yukarıda."

Doruk gülümsedi ama cevap vermedi.

Fetih yavaşça ayağa kalktı.

"Hadi kapat şu roket mezarlığını."

Sesi bir anda ağırlaşmıştı.

"Bakmamız gereken başka bir şey var."

Doruk fareyi hareket ettirdi. Oyun kapandı. Uzayın siyah boşluğu yerini masaüstünün soluk ışığına bıraktı.

Tarayıcı sekmesi hâlâ açıktı.

YouTube ekranında babalarının son videosu duruyordu:

"Yollarda Bir Hayat: Sıfır Noktasına Geri Dönüş"

Odada az önceki hafif ve esprili hava tamamen kayboldu.

Fetih yatağın kenarına oturdu.

Doruk yere bağdaş kurup sırtını yatağa yasladı.

Video başladı.

Görüntü birkaç saniye titredi. Kamera düzgün yerleştirilmemişti belli ki. Sonra kadraj düzeldi. Karavanın küçük mutfağı göründü. Tavandaki sarı ışık loş yanıyordu. Çaydanlığın buharı kameranın önünden geçti.

İsmail kameraya doğru eğilip güldü.

"Kayda girmiş mi bu şey…"

Arkasından hafif bir tıkırtı geldi. Muhtemelen yine çekmece kapanmıyordu.

"Her neyse."

Dışarıda yağmur sesi vardı. Karavanın tavanına düzensiz damlalar vuruyordu.

"Merhaba dostlar. Ben İsmail. Şu an Artvin tarafındayım. Yağmur üç gündür durmuyor. Karavanın tavanı yine akıtıyor. Şuraya bak…"

Kamerayı tavana çevirdi. Küçük bir kabın içine damlayan su görünüyordu.

Doruk istemsizce gülümsedi.

"Bunu her kış yapıyor," diye fısıldadı.

Fetih cevap vermedi.

Videoda İsmail tekrar kadraja geçti. Bu kez biraz yorgun görünüyordu. Göz altları çökmüştü ama yüzünde tuhaf bir huzur vardı.

"11 yıl önce yolculuğa başlamıştım. Şimdi sıfır noktasına geri dönmeye çalışıyorum. Bugün yolu erken bitirdim. Sis çöktü. Zaten geceleri artık eskisi kadar iyi göremiyorum."

Bir an durdu.

"Garip şey… İnsan bazı şeylerin değiştiğini hissediyor."

Karavanın küçük penceresinden dışarı baktı. Yağmur camda ince çizgiler oluşturuyordu.

"Gençken hep zaman bitmeyecek sanıyorsunuz. Sonra bir gün market poşeti taşırken diziniz ağrıyor. Haritaya bakarken gözlüğü arıyorsunuz. Ve ilk kez düşünüyorsunuz…"

Gülümsedi.

"Herhalde yolun çoğunu geldim."

Odada sessizlik vardı. Sadece laptop fanının ince uğultusu duyuluyordu.

İsmail masanın üzerindeki kupayı eline aldı.

"Biliyor musunuz… Dönüp baktığımda aklımda kalan şeyler eşyalar değilmiş."

Kahveden küçük bir yudum aldı.

"Bir yol kenarında içtiğim çay. Tanımadığım biriyle edilen muhabbet. Sabah açılan bir dağ yolu."

Gözleri kameradan uzaklaştı.

"İnsan galiba en çok gitmediği yerlere üzülüyor."

Bu kez sesi daha yavaş çıkmıştı.

"Ben hep Norveç’i görmek istemiştim. Şu kuzey fiyortlarını… Sessizliği. Hani şu insanın konuşmak istemediği yerler var ya… Öyle bir yeri."

Doruk başını kaldırdı. Fetih’in gözleri ilk kez ekrana sabitlenmişti.

Videodaki İsmail hafifçe öksürdü.

"Belki gidemedim. Kısmet."

Sonra kameraya tekrar baktı.

"Ama size bir şey söyleyeyim mi?"

Uzun bir sessizlik oldu.

"Beklemeyin."

Doruk’un boğazı düğümlendi.

"Gerçekten beklemeyin."

İsmail arkasına yaslandı.

"Hayat kısa falan demeyeceğim şimdi. O laf çok kullanıldı."

Güldü.

"Ama yol doğru arkadaşlar. İnsan bazen sadece yola çıkmalı."

Bir süre daha konuşmadı. Sadece yağmur sesi vardı.

Sonra eğilip kameraya uzandı.

"Her neyse. Sabah erkenden devam edeceğim. Eğer bir gün bir köy kahvesinde karşılaşırsak çay benden."

Kısa bir duraksama.

"Hoşça kalın."

Video karardı. Odanın içinde ağır bir sessizlik çöktü. Doruk burnunu çekip başını eğdi. Fetih hala kıpırdamıyordu. Fetih, ekrandaki son ışık hüzmesi sönene kadar beklemiş, sonra laptopun kapağını yavaşça, sanki kutsal bir emaneti kapatır gibi indirmişti. Odada babalarının sesinden geri kalan o son yankı da kaybolunca, iki kardeş birbirine bakmadan yataklarına dağıldı. Zihinlerinde yollar, fiyortlar ve babalarının "Beklemeyin" diyen sesiyle, bitkinliğin getirdiği ağır bir uykuya daldılar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir