BÖLÜM 12: İNOVASYON KONSEYİ (M.S. 7990)
12.1. BARDAWİL’E GİDİŞ
Pencereden süzülen ışık, odanın köşelerini yavaşça altın rengine boyuyordu. Ufuk çizgisinde solgun bir turuncu, geceyi sessizce geri çekiyor, kum denizinin üzerinde ince bir parıltı bırakıyordu. Okan çoktan uyanmış, pencerenin kenarında dışarıyı izlerken yapılacak hazırlıkları zihninde tartıyordu.
Sessiz adımlarla otomutfak bölümüne geçti. Nalan hâlâ uyuyordu; yüzünde uykunun dinginliği vardı. Okan parmağını otomutfağın "Kavhaltı" menüsüne dokundurdu. Holografik listede dünyanın dört bir yanından seçenekler belirdi: Serpme Kahvaltı, Full English Breakfast, Petit Déjeuner, Asagohan, Desayuno Mexicano, Frühstück, Halim Kahvaltısı, Colazione, Dim Sum, Continental Breakfast.
Okan "Serpme Kahvaltı" üzerine dokunduğunda makine içten bir titreşimle çalışmaya başladı. Panelde yazılar belirdi: Zeytin, peynir, bal, kaymak, börek, yumurta, reçel ve çay hazırlanıyor. Metalik kolların sessiz hareketleri arasında taze ekmek kokusu yayılmaya başladı; sabahın havası bir anda sıcak bir sofranın davetkâr kokusuyla doldu.
Tam o sırada ev sisteminin sesi duvarlardan nazikçe yayıldı:
Sahara Reborn: "Günaydın Nalan. Saat tam 08.00. Bugün için planladığınız yolculuk zamanı yaklaşıyor. Uyku kalitesi raporunu dinlemek ister misin?"
Nalan gözlerini araladı. Sesin yumuşak titreşimiyle uykudan sıyrılırken burnuna gelen ekmek kokusu onu tamamen uyandırdı. Odaya giren Okan’ı görünce gülümseyerek mırıldandı:
"Çoktan hazırlanmışsın…"
Okan hafifçe başını salladı. "Henüz değil," dedi. Elini uzatıp onun parmaklarını kavradı:
"Ama yola çıkmadan önce kahvaltı yapalım. Uzun bir gün olacak."
İkisi birlikte otomutfak bölümüne geçtiler. Masada beliren tabaklar, sabah ışığıyla parıldıyordu. Nalan gülümseyerek oturdu, gözleri sofranın çeşitliliğinde dolaştı. "Enerji karışımı da alsam iyi olur," dedi. Ardından sesi ciddileşti: "Bardawil’e varınca dikkatli olmamız gerekecek."
Okan çayını karıştırırken başını salladı:
"Silindiri laboratuvara götürürken Konsey silindiri görürse projeyi sahiplenir, bizim elimizden alır. O kadar emek… Silindiri Konsey’e kaptırırsak bu iş biter."
Nalan küçük bir ekmek dilimine reçel sürerken dışarıya baktı. Gözleri dalgın bir parıltıyla ışıldıyordu. Fısıltısı, sabahın sessizliğini yeniden doldurdu:
"Belki de binlerce yıldır uyuyan bir şeyi uyandırmaya gidiyoruz."
Okan çayından bir yudum aldı, "Şehir kuran çekirdek…" dedi. Bakışlarında uzak bir ışık parladı. "O çekirdeği uyandırabilirsek insanlığın geleceğini değiştirebiliriz."
…
Kahvaltılarını bitirdikten sonra garaja indiler. Otodoktorun tarama yatağından çıkardıkları silindir artık gri bir kumaşla sıkıca sarılmıştı; sıradan bir kargo parçası gibi görünüyordu.
Okan onu özenle Burak’ın kargo bölmesine yerleştirirken, Nalan koltuğuna geçti. Gözlerinde kararlı bir parıltı vardı.
Okan hafif bir gerginlikle kabine girdiğinde Nalan sordu:
"Hazır mısın?"
Okan: "Hazırım sayılır. Otodoktoru döndüğümüzde odasına taşırız."
Uçana aracın yapay zekası Burak’ın sesi sıcak ve tok bir tondaydı:
"Hoş geldiniz, Nalan ve Okan. Lütfen hedef rotayı belirtin."
Okan, elini tutan Nalan’a bakarak gülümsedi:
"Bardawil Lotus Şehri."
Koordinatlar holografik bir çember halinde parıldıyor, sanki onları çağırıyordu.
Burak’ın motoru derin bir uğultuyla çalıştı. Yerçekimini dengeleyen “Nano-iğne iyon iticileri” titreşerek devreye girdi, ardından “kontrollü magnetoplazma yastık” çalışarak araç yumuşak bir yükselişle havalandı. Altlarında uzanan kum denizi sabah ışıklarıyla altın bir dokuya bürünmüş, dalgalanan bir okyanus gibi görünüyordu. Atmosfer sakin, görüş açıktı; ama ikisinin de içindeki gerilim sessizliği keskinleştiriyordu.
İki saat sonra Bardawil Lotus Şehri’nin biyomimetik yapıları ufukta belirdiğinde Burak hızını azalttı. Gölün tuzu serin bir sis gibi havaya karışmıştı. Bardawil gölünün dalgaları akşam rüzgârında hafifçe kıpırdayarak zamanın kalbinde saklı bir hatırayı uyandırıyor, rüzgârla konuşan bir ayna gibi geçmişi ve geleceği aynı anda yansıtıyordu. Gölün üzerinde yüzen futbol sahası büyüklüğünde dev lotus yaprakları rüzgârla bir nefes gibi inip kalkıyordu. Şehir canlı bir organizma gibi görünüyordu.
…
Uçan araçları iniş alanına yaklaşırken Nalan bir an durup dev lotus tasarımlarını düşündü.
"Biyoyuva ile tuzlu suda yaşayan o kocaman lotus yapraklarını nasıl yaptılar hatırlıyorsun değil mi" diye sordu.
Okan gülümsedi, elini Nalan’ın omzuna koydu.
"Unutur muyum o ilk sunumu? Ben daha stajyerdim, sen proje asistanı… Adamlar “DNA Simülasyon Makinesi” tanıtırken hepimiz donup kalmıştık. ‘Organizmayı önce sanalda doğuruyoruz’ dediler. Bir bitkiyi milyonlarca nesil boyunca yaşatıyor, öldürüyor, tekrar diriltiyorlarmış. Hata varsa orada gömüyorlarmış."
Nalan kahkaha attı. "Evet, embriyo falan yokmuş, sadece kod. Sonra da ‘Simülasyon tamam, haydi basıyoruz’ deyip yan odada “DNA dizgi makinesi” kromozomları yazmaya başlıyormuş. Sanki tanrı olmak çocuk oyuncağıymış gibi."
"İlk denekleri de unutmadım," dedi Okan gözleri parlayarak. "Üç tonluk nar. Bilim Konseyi’nin bahçesine diktiler, dal kırılmasın diye karbon iskele kurmuşlardı. Bir meyve, Burak’tan ağırdı be!"
Nalan başını salladı, sesi biraz kısıldı.
"Lotus projesi ise… bambaşkaydı. Nil’in antik genomunu aldılar, içine okyanus halofitlerini, tuz seven algleri, hatta bir tür Antarktika yosununu bile sıkıştırdılar. Simülasyon tam yedi yüz bin nesil tuzlu suda yaşadı. Makine ‘Bu çocuk hayatta kalır’ deyince herkes alkışlamıştı."
Okan camdan dışarıya baktı; bir yaprak yavaşça açılıyor, altında şehir ışıkları yansıyordu.
"Şimdi bak… Biyoyuva’nın iskeleti oldular. Ama yaşıyorlar. Tuzlu su artık onları zehirlemiyor, besliyor. O makine olmasaydı biyoyuva da olmazdı."
Nalan derin bir nefes aldı. "İşte bu yüzden bizim bulduğumuz şey onları çok ilgilendirecek. Onlar canlıyı sıfırdan yazmayı öğrendi ya… Biz de cansızı canlı gibi büyütmeyi öğrendik. Venüs odasında test etsinler yeter."
Okan elini sıktı. "Mağaradan bahsetmiyoruz, değil mi?"
"Tabii ki hayır," dedi Nalan gülerek. "Sadece ‘kendi kendine büyüyen karbon fiber’ diyoruz. Zaten meraklarından çatlayacaklar."
Panelde yeşil ışık yanıp söndü.
"İniş izni verildi," dedi Burak sakin bir sesle.
Burak alçalırken plazma yastığı suyun üstünde ince bir sis kaldırdı. Araç iniş platformuna dokunduğunda, zarif bir hareketle durdu. Nalan derin bir nefes aldı. Bardawil gölünün yüzeyine serpilmiş devasa nilüfer yapraklarına benzeyen biyomimikri yapılar, suyun altından geçen şeffaf yollar ve Lotus kulesi onları bekliyordu.
12.2. AİLE ZİYARETİ VE MÜJDE
Uçan araçtan indiklerinde Bardawil’in soluğu, göğe yükselen bir dua gibi onları sardı. Hafif rüzgâr nilüfer çiçeklerinin pembe yapraklarını havada savuruyor, güneşin altında parlayan minik gezegenler gibi etraflarında dönüyordu. Çölün sessizliğinde geçen günlerin ardından şehre döndüklerinde, tanıdık kokular taşıyan bu dünya onlara yeni bir farkındalık ve yepyeni bir bilinçle önlerinde seriliyordu.
Okan ile Nalan, önce Koloni İnovasyon ve Bilim Konseyine uğramayı düşünmüşlerdi. Fakat Nalan, birden içini kaplayan özlemle fikrini değiştirdi:
"Okan… önce annemlere gidelim. Çok oldu görüşmeyeli. Yeni evden önce bizi görsünler."
Okan’ın yüzünde sıcak bir gülümseme belirdi:
"Zaten ben de tam bunu düşünüyordum. Öyleyse silindir araçta kalsın. Hijyenik servis kapısından girmek için yine çıldırmayalım."
Bardawil’in kıyılarında mor damarlı nilüfer yaprakları hafifçe titreşiyor, şehir suyun üzerinde soluk alıp veren bir canlı organizma gibi görünüyordu.
Nalan’ın ailesinin evi, şehrin dış halkasında, suyun üzerinde zarifçe salınan konutların arasında yer alıyordu. Lacivert ve beyazın iç içe geçtiği mimarisi, açmakta olan bir çiçeğin dingin güzelliğini andırıyordu. Kapı onları tanıdı, sessizce açıldı. İçeride hafif portakal kokusu yayılıyor, evin duvarları sanki misafirlerini karşılamak için nefes alıyordu. Naima ile Yusuf salonun ortasında belirdi; gözlerinde özlem ve sevinç vardı.
Nalan hızla annesine sarıldı:
"Anne… çok özlemişim seni."
Naima’nın sesi titrek bir mutlulukla doluydu:
"Ben de kızım. Nihayet geldiniz."
Okan, Yusuf’un elini sıktı:
"Sizi görmek güzel."
Salonun misafir bölümü, dalgaların ritmini taklit eden bir atmosferle doluydu; sanki deniz, evin altından usulca nefes alıyor, ayakların altında kıpırdanıyordu. Her köşeden yayılan bu titreşim, mekâna hem huzur hem de gizem katıyordu. Bir pencere, geceyi fosforlu bir masala dönüştüren biyolüminesans ormanlarını gözler önüne sererken; diğer pencere, Lotus Tower’ın göğe yükselen ihtişamını çerçeveleyerek manzarayı tamamlıyordu. Böylece ev, doğanın büyüsü ile insanın yarattığı görkem arasında bir köprüye dönüşüyordu.
Nalan mutfağa geçmeden önce ellerini yıkamak için lavaboya girdi. Çıkarken lavabonun sensörlerinden biyolojik tarama sonuçları geldi. Nalan istemsizce durdu.
Evin yapay zekasının sesi yumuşak ve dingindi:
"Nalan’ın biyolojik parametrelerinde gebelik olasılığı algılandı. Detaylı tarama önerilir."
Bir anlık sessizlik… Zaman sanki dondu. Nalan dönüp kapının önünde duran Okan’a baktı. Okan’ın gözleri büyüdü, yüzünde korkuyla karışık bir sevinç belirdi.
Naima merakla yaklaştı:
"Bir şey mi oldu?"
Nalan sessizce başını salladı:
"Evet anne… aslında size söyleyecektik."
Naima’nın eli ağzına gitti:
"Kızım… yoksa…?"
Okan başını eğip nazikçe doğruladı:
"Sanırım bir bebek geliyor."
Naima sevinçle sarıldı. Yusuf derin bir nefes aldı, gözleri parladı:
"Ailemiz büyüyor demek."
Naima hemen Nalan’ın koluna girip zarifçe çekeledi:
"Hemen otodoktoru açalım. Bunu şimdi bilmem gerek."
Nalan hafifçe gülerek başını salladı:
"Tam da böyle tepki vereceğini biliyordum."
Evin otodoktor bölmesi açıldı. Nalan içeri uzandığında panel onu yumuşak bir ışıkla sardı. İnce ışık çizgileri bedenini tararken, odanın havası sanki mucizevi bir sessizlikle doldu.
Sonucu otodoktor sesli duyurdu:
"Gebelik süreci onyedinci gün. Cinsiyet: kız. Sağlık durumu normal. Beslenme protokolü otomutfak sistemine iletildi."
Naima bir eliyle Nalan’ın karnına dokundu, diğer eliyle onun elini sımsıkı tuttu:
"Kızım… gerçekten anne oluyorsun. Ben de büyükanne."
Nalan’ın gözlerinden yaş süzüldü. Yusuf yanında duruyor, gözleriyle onunla aynı mucizeyi soluyordu.
Yusuf hafifçe omuzlarını silkti, sesi güven doluydu:
"Bakın, böyle güzel haberler varken neden korku duyalım. Siz güçlü bir ailesiniz. Bu çocuk da güzel bir dünyaya geliyor."
Naima, Nalan’ın yanaklarını avuçlarının arasına aldı:
"Siz çölde yaşamak istediniz. Doğa sizi oraya çağırdı. Bu çocuk da siz nereye giderseniz oraya ait olacak."
Okan hafifçe gülümsedi:
"Bu küçük bebek, sabrımızın en güzel armağanı olacak. Nerede olursak olalım, onunla tamamlanacağız."
Naima gözyaşını sildi:
"Söz verin. Haftada bir kez bizi arayacaksınız. Neuroverse olur, normal bağlantı olur ama ihmal yok."
Nalan onu sıkıca sarıldı:
"Söz anne."
O an evin içinde zamanın akışı değişti. Nilüfer kokusu, dalga sesleri ve ışık huzmeleri tek bir melodide birleşti. Okan ile Nalan’ın zihninde aynı düşünce belirdi: Bir mucize başlamıştı. Artık Konsey’e yalnız bir çift olarak değil, büyüyen bir aile olarak oturacaklardı.
12.3. KEŞİF ROBOTU ÖNERİSİ
Naima ile Yusuf’un sevinci yavaşça dingin bir meraka dönüştüğünde, salondaki hava ağırlaştı.
Nalan mutfağa geçti, otomutfak arayüzünü açtı. Menüde dolaşırken gözleri takıldı: adaçayı, sinameki, yüksek doz kekik… hepsi griye dönmüş, sistem tarafından sessizce pasifize edilmişti. Otomutfak, belli ki Otodoktor’dan gelen katı protokol talimatlarıyla listeyi gebelik için uygun hale getirmişti.
"Dört adet ıhlamur," dedi Nalan, otomutfağa sesli komut vererek. Birkaç saniye sonra tezgâhın üzerinde buharı tüten, geleneksel usulle demlenmiş ıhlamur çayları belirdi.
Okan Nalan’a yaklaştı. Bardakları kavrarken hafifçe gülümsedi: "Ihlamuru şekersiz sevdiğini sadece otomutfak değil, ben de biliyorum… Hatta çocukken ıhlamur içmeden önce mutlaka yün eldivenlerini giydiğini de biliyorum."
Nalan’ın gözleri bir an parladı, ıhlamurun buharıyla birlikte hafifçe kızardı. "Demek hatırlıyorsun…Evet… o eldivenleri annem kırmızı iplikle örmüştü, üstünde küçük beyaz kar taneleri vardı. Şekersiz ıhlamurla birlikte çocukluğumun en sıcak anısıydı." dedi, sesi yumuşak bir minnettarlıkla.
Okan bardakları dağıtırken, odanın içine yavaşça yayılan ıhlamur kokusu duyuldu. Yusuf’un bakışları ikisinin yüzünde gezindi; bir şeyleri sakladıklarını sezmiş gibiydi.
Yusuf hafifçe öne eğildi:
"Peki… çöldeyken neler yaptınız? Sadece kamp mı yaptınız? Gözlerinizde başka bir şey var."
Nalan ile Okan kısa bir an birbirlerine baktılar. Nalan’ın yüzünde çekingen bir tebessüm belirdi:
"Evet kamp yaptık ama… biraz da keşif yaptık."
Yusuf’un kaşları kalktı:
"Nasıl bir keşif bu, ne keşfettiniz?"
Okan çayından bir yudum aldı, sonra masaya bıraktı:
"Tassili n’Ajjer platosunun güney doğusuna indik. Sefar’ın kaya resimlerini yerinde görmek istedik. Onları kitaplarda okumak başka, orada taşların arasında durup hissetmek başka."
Naima şaşkınlıkla başını salladı:
"O kadar uzağa sırf resim görmek için mi gittiniz?"
Nalan hafifçe güldü:
"Anne, o resimler öyle basit çizimler değil. Bir çağın hafızası gibi duruyorlar. Biz de uzaktan bakmak istemedik."
Yusuf onları dikkatle izliyordu. Nalan’ın sesindeki heyecan ile Okan’ın kelimelerini özenle seçmesi ona bir şeyler anlatıyordu. Ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu.
"Hazır gitmişken başka bir şey yaptınız gibi geliyor" dedi yumuşak bir sesle.
Okan omuzlarını kaldırdı:
"Doğru, biraz daha araştırma yapmayı düşündük. Bu yüzden size bir şey danışmak istiyoruz."
Naima hemen meraklandı:
"Bebekle ilgili mi?"
Nalan gülerek başını salladı:
"Hayır anne. Başka bir konu."
Yusuf sessizce koltuğa yerleşti.
"Dinliyorum."
Okan kısa bir duraksamadan sonra konuştu.
"Bir keşif robotu almayı düşünüyoruz. Hem çölde hem de mağaralarda çalışabilecek bir model."
Yusuf başını biraz yana eğdi.
"Neden?"
Nalan Okan’ın sözünü devraldı.
"Çünkü çok geniş bir bölge. Yetmiş iki bin kilometrekarelik bir alana yayılmış on beş binden fazla resimden söz ediliyor. Ekstrem ortam için uygun elbiselerimiz var ama hepsini tek tek gezmek yıllar sürer. Ayrıca belki daha önce kimsenin fark etmediği şeyleri de bulabiliriz."
Yusuf’un yüzündeki hafif alaycı ifade bir anda ciddiyete dönüştü. Koltuğa tam olarak yerleşti.
"Anladım. Siz gerçekten bir şeyle karşılaşmışsınız. Bana anlatmak istemiyor olabilirsiniz. Buna saygı duyarım. Yine de doğru ekipmanı seçmeniz için size yardımcı olabilirim."
Yusuf elini havada yumuşak bir hareketle döndürdü. Havada çizdiği çemberin içi bir anda ışıkla doldu. Odanın ortasında dalgalı bir hologram yükseldi. Metalik çizgilerin ve saydam pencerelerin içinden yüzlerce keşif robotu akmaya başladı.
Yusuf parmaklarını ince ayar yapar gibi hareket ettirdi. Modeller birer birer yan tarafa kaydı. Kum tırtılı küçük gezginler. Mağara içi örümcek tipi tarayıcılar. Dört ayaklı ağır kargolar. Nalan ile Okan sessizce izlerken Yusuf’un yüzündeki düşünceli ifade değişmedi. Aradığı model ekrana geldiği anda elini aşağı doğru indirip görüntüyü sabitledi.
"İşte bu." dedi.
Hologramdaki robot, kaslı bir hayvanın zarafetini taşıyan mekanik bir leopardı. Gövdesindeki segmentler nefes alıyormuş gibi açılıp kapanıyordu.
"Çöl bölgesine adım atacaksanız size Nil serisinin yedinci modelini öneririm. Biz ona Nil Yedinci Kuşak deriz. Leopar formunda tasarlandı. Doğadan aldığı ilham sayesinde kayalık yüzeylerde dengeli adımlar atar, ani sıçramalarla engelleri aşar ve dar geçitlerde sessizce süzülür. Hem kumda hem de taş zeminde iz bırakmadan ilerler. Çevresindeki en ufak ısı izini yakalayabilir. Gerektiğinde mağaraların derinliklerine girer, dar tünellerde kaybolmadan yolunu bulur ve karanlıkta bile haritalar çıkarır."
Robot başını hafifçe kaldırdı ve sensörleri titreşen bir ışık gibi parladı. Hologram, odanın ortasında nefes alan bir canlı yanılsaması veriyordu.
Yusuf devam etti:
"Bu model, yapmak istediğiniz görev için kusursuz bir seçimdir. Size yalnızca hız kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda tehlikeli bölgelere bizzat girip risk almak zorunda kalmazsınız. Evinizin güvenliğinde otururken, sanki oradaymışsınız gibi keşfi sürdürürsünüz. Her ayrıntı, gözlerinizin önünde açılan bir harita gibi belirir; uzak kayalıkların sessizliği, mağaraların derinliği ve çölün titreşen sıcağı, bulunduğunuz odanın içinde yeniden canlanır."
Nalan merakla sordu:
"Leopar formunda mı? Gerçek bir hayvan gibi mi yani?"
Yusuf başını salladı:
"Bu model yalnızca görünüşüyle değil, içindeki yapay kaslarla da dikkat çekiyor. Fiber demetlerle güçlendirilmiş kas sistemi sayesinde adımlarını arazinin sertliğine göre ayarlıyor; her hareketi çevreye uyumlu, her sıçrayışı dengeli. Neuroverse bağlantısı, beş duyuyu sanki oradaymışsınız gibi aktarıyor: rüzgârın dokunuşu, taşın soğukluğu, çölün titreşen sıcağı… Hepsi evinizde yeniden canlanıyor.
Geniş açılı lensleriyle iki yüz yetmiş derecelik bir görüş alanı sunuyor; hiçbir ayrıntı gözden kaçmıyor. Sarsıntı neredeyse yok, hızlandığında bile görüntü akışı ipek gibi pürüzsüz kalıyor. Böylece keşif, yalnızca bir gözlem değil, bütün duyularla yaşanan bir deneyime dönüşüyor."
Naima kaşlarını kaldırdı:
"Yusuf, onu askeri güvenlik sınıfına almıyorlar mı? Çok pahalıdır."
Yusuf hafifçe gülümsedi:
"Onu askeri sınıfa koymadılar, çünkü bu bir savaşçı değil… bir kâşif. Doğanın ruhunu taklit eden sessiz bir yolcu. Fiyatı yüksek görünebilir, ama artık herkes Evrensel Temel Gelir alıyor, Naima. Pahalı olan şeyler yalnızca nadir olanlar. Robotların ürettiği kaynaklar eşit dağıtılıyor; biliyorsun, eski zamanlardaki gibi zenginle fakir ayrımı yok."
Sonra Nalan ile Okan’a döndü:
"Bu robot yalnızca bir kaşif değil. İsterseniz sizi korur; ister çocuğunuzu gözetir, ona hikâyeler anlatarak bilim öğretir. Tarihi bir tiyatro sahnesi gibi aktarırken, alternatif tarihi de olasılıklar ağı halinde simüle edebilir. İsterseniz rehber olur, yol gösterir; hatta arkadaşlık eder. Ama en önemlisi… tehlikeli bir bölgede sizi asla yalnız bırakmaz. Yanınızda sessiz bir gölge gibi durur, adımlarınızı izler ve sizi güvenle taşır."
Nalan derin bir nefes aldı:
"Gerçekten etkileyiciymiş."
Okan düşünceli bir ifadeyle sordu:
"Peki nasıl alıyoruz?"
Yusuf gülümsedi:
"Ben tanıdıkları ararım. Sizin için model numarasını rezerve ederler. Bir saat içinde teslim alabilirsiniz."
Sonra bakışları hafifçe sertleşti. Bu kez sözlerinin ağırlığı başka bir yere işaret ediyordu:
"Ve çocuklar… ne bulduysanız, neyle uğraşıyorsanız, dikkatli olun. Her keşif güzel olmaz. Bazıları sizi de değiştirir."
Okan ile Nalan sessizce başlarını salladılar. Onlara haklı olduğunu söylemek istemiyorlardı ama sözleri mağaranın o derin sessizliğini yeniden hatırlatmıştı.
Naima masaya yeniden çay koyarken gülümseyerek araya girdi:
"Ben bu konuşmanın bu kadar gerginleşmesine izin vermem. Hadi bakalım, önce biraz kutlama yapıyoruz. Sonra robot alırsınız."
Nalan ile Okan birbirlerine baktılar. Konuşmak istedikleri çok şey vardı ama bugün sevinç de paylaşılıyordu. Sırlarını Konseyle paylaşmadan söyleyecekleri cümleler ertesi güne kalacaktı. Bugün aileyle nefes alma günüydü.
12.4. KONSEY’LE İLK TEMAS
Nalan ve Okan sabah erkenden Konsey’in ana merkezine ulaştı. Girişte uzayan kuyruğa rağmen bina sessizdi. İçerideki görevliler neredeyse fısıltıyla konuşuyor gibiydi. Yüksek kubbeli salonda duvardan duvara uzanan veri perdeleri sürekli bilgi akıtıyordu.
Görevli ikisine bakıp yumuşak bir gülümseme takındı.
"Proje başvuru sebebinizi alabilir miyim?"
Nalan çantasından hazırladıkları sunumu çıkardı.
"Venüs atmosferini simüle eden bir odaya ihtiyacımız var. Karbon temelli kendi kendine büyüyen yapılara yönelik araştırma yürütüyoruz."
Görevli başvuru formunu sisteme gönderdi ve onları bekleme salonuna yönlendirdi. Odanın penceresinden güneş ışığı holografik filtreden geçip yere mozaik desenleri düşürüyordu. Okan düşünceli halde oturuyordu, Nalan ise ayaklarını yere hafifçe vuruyordu.
Sıranın ilerlemesini beklerken yanlarında oturan biri dikkatlerini çekti. Orta yaşlı adamın parmağındaki yüzükten yükselen 3 boyutlu hologram, avucunun içinde titreşen kozmik haritalar ve yoğunluk eğrilerini sergiliyordu. Işık parçacıkları birbirine bağlanıyor, galaksilerin derinliklerinde akışkan desenler oluşturuyordu. Nalan merakla adama döndü.
"Sizin de bir buluşunuz mu var?"
Adam başını kaldırdı, gözlerinde yorgun ama tuhaf bir özgüven vardı.
"Evet" dedi. "Belki de buradaki en sıra dışı buluş bende."
Okan hafifçe öne eğildi. "Paylaşmak ister misiniz?"
Adam etrafına bakıp sesini alçalttı.
"Konsey beni dinlemeyecek, bari siz bilin. Ben KBC Boşluğu’nun sırrını çözdüm."
Nalan ile Okan aynı anda durdu, nefesleri bir anlığına kesildi. Bekleme salonunda böyle bir iddia, sıradan bir proje gibi söylenmezdi.
Nalan sessizce sordu
"Nasıl bir sırdan bahsediyorsunuz?"
Adam tablet ekranını kapatıp hafifçe yaklaşarak konuştu
"KBC Boşluğu sandığınız kadar doğal değil. Evrenin geri kalanına göre daha yumuşak bir bölge, tıpkı dalgaların arasındaki sakin bir cepler gibi. Samanyolu bu cebin neredeyse tam merkezine denk geliyor. Bu durum yaşamın erken evrelerde gelişmesi için bir tür doğal siper oluşturuyor olabilir."
Okan kaşlarını çattı
"Biri tarafından mı oluşturulduğunu düşünüyorsunuz?"
"Belki biri, belki bir şey" dedi adam. "Belki evrenin karanlık bölgelerinde dolaşan daha tehlikeli güçlerden korunmamız için. Belki de bir üst uygarlığın bıraktığı bir güvenli bölge. Kesin olan tek şey şu. Bu boşluk bize zaman kazandırıyor. Büyümemiz, gelişmemiz ve fark edilmememiz için."
Adamın cümlesi havada asılı kalmıştı. Okan bir şey söyleyecek gibi oldu ama tam o sırada hoparlör yankılandı:
"Sıradaki başvuru sahibi Nalan – Okan ekibi."
Nalan ve Okan bir anlığına dondu, sonra aynı anda ayağa kalktılar. Sandalyeden kalkarken adam da saygılı bir şekilde geri çekildi. Nalan çantasını toparlarken adam hafifçe gülümsedi:
"Sanırım sıra bizde."
"Görüşmek üzere" dedi kısık bir sesle. "Unutmayın. Bir gün bu boşluğun sınırına vardığımızda gerçek evrenle ilk kez karşılaşacağız."
Nalan ve Okan adamdan uzaklaşarak kapıya yöneldi. Kapı açılırken ikisi de onun sözlerinin ağırlığını taşıyordu.
…
Görevlinin yönlendirmesiyle değerlendirme odasına girdiler. Kapının kapanmasıyla birlikte dışarının uğultusu kesildi. Onları karşılayan Konsey proje değerlendirme uzmanının yüzünde merak değil, protokolün soğuk çizgileri vardı.
"Başvurunuzu inceledik" dedi düz bir sesle. "Ne yazık ki laboratuvar tahsisi için yeterli ön bilgi sunmamışsınız. Venüs benzeri ortamlar yüksek maliyetli. Konsey kaynaklarının keyfi projelere ayrılmasına izin veremeyiz."
Okan’ın yüzü düştü. Nalan nefesini tuttu.
"Keyfi bir proje değil. Sadece ayrıntılar hassas olduğu için açıklayamıyoruz" dedi.
Uzman omuzlarını hafifçe kaldırdı.
"Bunu anlayışla karşılıyorum ama bilim açıklık gerektirir. Başvurunuz bu aşamada uygun bulunmamıştır."
Cümle odanın içinde soğuk bir metal levha gibi yankılandı. Kapı kapandığında ikisi de bir an konuşamadı. Sonra Okan derin bir iç çekti.
"Beklediğimden kolay reddettiler."
Nalan gözlerini kapattı, az önce bekleme salonunda duydukları sözler zihninde kıvılcım gibi yanıyordu.
"Babama gidelim. Durumu ona açıklayalım. Başka çaremiz yok."
12.5. YUSUFA GERÇEĞİ AÇIKLAMA
Konsey binasından ayrıldıklarında hava akşamın soluk ışığıyla doluydu. İkisi de konuşmadan yürüdü çünkü reddediliş yalnızca projelerini değil, içlerinde taşıdıkları o kırılgan umudu da sarsmıştı. Bekleme salonunda karşılaştıkları adamın sözleri yankılanmaya devam ediyor, KBC Boşluğu’na dair o tuhaf iddia bile şu an yaşadıkları hayal kırıklığını hafifletemiyordu.
Okan durup Nalan’a baktı: "Evet, başka seçeneğimiz yok." dedi.
Nalan başını yavaşça salladı. Yusuf’a gidip gerçeği anlatmak zorundaydılar. Yaklaşan gece onların kararını ağırlaştırıyor, ama aynı zamanda yeni bir kapının aralandığını hissettiriyordu.
Yemekten sonra üçü oturma odasında sessizce yerleştiğinde ortamda hafif bir gerginlik vardı. Yusuf onların yüzlerine tek tek baktı ve daha önce sezdiği o çekingenliği tekrar gördü.
Okan ellerini dizlerine koydu, gözlerini kaçırmadan konuşmaya başladı
"Dün biraz üstü kapalı konuştuk. Aslında senden bir şey gizlemek istemiyorduk. Sadece… emin değildik."
Nalan başıyla onayladı
"Bir proje için Konsey’le irtibata geçmeye çalışıyoruz. Ama resmî araştırma grubu olmadığımız için görüşme talebimizi geri çevirdiler."
Yusuf kaşlarını kaldırdı:
"Demek dün bahsettiğiniz keşif robotu, sıradan bir gezi planından fazlasıydı."
Okan sözlerine daha fazla saklama gereği duymadan başladı:
"Tassili’deki Sefar bölgesinde pigmentli kaya resimlerini inceliyorduk. Fakat bazı çizimler, o dönemin bilinen sanat stiliyle istatistiksel olarak hiç uyumlu değildi. Bu farklılık o kadar belirgindi ki Earth-8000’e verileri yükleyip ayrıntılı bir analiz başlattık."
Nalan devam etti:
"Yapay zekâ yüzlerce parametrik karşılaştırma yaptı ve ilginç bir sonuç ortaya koydu. Bu resimlerdeki geometrik dizilim, Venüs atmosferindeki kükürtlü ve karbon yoğun kimyasal süreçlerin oluşturduğu otonom yapı büyüme modelleriyle şaşırtıcı bir benzerlik gösteriyordu. Bunun üzerine Earth-8000 karbon temelli otonom bir yapılaşma modeli üretti."
Okan ellerini açarak açıkladı:
"Bu modelin doğru olup olmadığını anlayabilmemiz için kontrollü bir ortamda kimyasal büyüme döngülerini gözlemlememiz gerekiyor. Bir çekirdeğin uygun atmosferde genişlemesini, kendini onarmasını ve enerji döngüsünü stabil tutmasını incelemeye çalışıyoruz. Dünya atmosferi bu süreçleri desteklemiyor."
Nalan başıyla onayladı:
"Deney yapmak için Venüs atmosferi simülasyon odası gerekiyor. Ama bağımsız araştırmacı olduğumuz için Konsey başvuruyu reddetti."
Yusuf bir süre ikisine baktı
"Anladım. Bu çalışma yüzeyde basit görünmüyor. Ne tür bir çekirdekten bahsediyorsunuz?"
Okan sakin bir tonda yanıtladı
"Karbon nanotüp tabanlı bir çekirdeğin Venüs kimyasında davranışını araştırmak istiyoruz. İlham kaynağı olarak da kadim malzeme teknolojileri üzerine yürüttüğümüz teorik çalışmaları kullanıyoruz. Sefar’daki o uyumsuz çizimlerle başlayan şey tamamen bilimsel bir meraka dönüştü."
Nalan sözünü tamamladı
"Yani gerçek anlamda bilimsel bir çalışma yapmak istiyoruz. Ama Konsey ‘Bağımsız araştırmacıları tesislere alamayız’ diyerek başvuruyu reddetti."
Bir süre sessizlik oldu. Yusuf’un bakışları ikisinin arasında gidip geldi. Gizemli bir şey sakladıklarını zaten biliyordu, şimdi parçalar daha da yerli yerine oturmuştu.
Sonunda hafifçe geri yaslandı, ses tonu yumuşadı
"Şimdi mesele anlaşıldı. Siz doğrudan söylemekten çekindiniz ama ortada ciddi bir araştırma isteği var. Konsey’in sizi reddetmesi çok normal… çünkü orası bürokrasiye batmış bir kurum. Ama bu kapı tamamen kapalı anlamına gelmez."
Odanın içindeki hava değişti. Okan ile Nalan aynı anda ona baktı.
Yusuf gülümsedi
"Çevrem geniştir. Söz sahibi birkaç kişiyi tanıyorum. Siz ‘resmî ekip değilsiniz’ diye geri çevrildiyseniz, o resmî ekibi ben sizin için oluştururum. Böylece talebinizi reddetmeleri için hiçbir gerekçe kalmaz."
Okan şaşkınlıkla
"Bunu gerçekten yapabilir misin?"
"Yaparım" dedi Yusuf sakin bir güvenle.
"Tam olarak ne bulduğunuzu söylemeseniz de olur. Ben gerekli bağlantıları kurup kapıyı açarım. Geri kalanı sizin işiniz."
Nalan’ın yüzünde hem rahatlama hem minnettarlık vardı
"Teşekkür ederiz. Bu bizim için çok değerli."
Yusuf kısa bir sessizlikten sonra ekledi
"Ve çocuklar… dün söylediğim şeyi şimdi tekrarlayayım. Ne bulduysanız, nereye gidiyorsanız, aklınızı açık tutun. Bazı keşifler sizi de değiştirir."
12.6. YUSUF’UN BAĞLANTILARI
Yusuf ertesi sabah çalışma odasına geçip eski dostlarını aramaya başladı. Sol elini uzattı ve parmağındaki alyansı yüzüne doğru hafifçe çevirdi. Bu, doğrudan zihin bağlantısından önce ortaya çıkmış eski nesil bir iletişim yüzüğüydü. Yusuf başparmağını yüzüğe dokundurduğunda avucunun üzerinde ince bir ışık halesi belirdi. Avucunun ortasında küçük bir üç boyutlu arayüz yükseldi. Ekranı andıran bu saydam katman parmak hareketlerini izleyerek menüler açıyor ve kayıtlı kişilere ait minik holografik pencereler oluşturuyordu.
Yusuf önce derin bir nefes aldı. Dün akşam Nalan ile Okan’ın yüzündeki tedirgin ifadeyi, bir şeyleri saklamaya çalışırken aynı anda yardım bekleyen hâllerini hatırladı. Çocuklara duyduğu güven sesini daha kararlı bir tınıya büründürdü. Avucundaki arayüzde ilk isim belirdi: Dr. Bahara.
Yusuf yüzüğe hafifçe dokundu. Avucunun ortasında mavi ve titrek bir ışıkla Dr. Bahara’nın üç boyutlu görüntüsü belirdi. Görüntü o kadar keskindi ki kadının beyaz, dağınık topuzundaki kıvırcık teller bile seçilebiliyordu.
Bahara klasik, kaotik çalışma odasındaydı. Sesi yüzükten hafif bir yankıyla yayıldı:
"Yusuf?" diye seslendi elinin içindeki kadın.
Yusuf avucundaki minyatür görüntüye doğru konuştu. Yüzüğün mikro kamerası onun yüz ifadesini Bahara’ya aktarıyordu. Yusuf gülümsedi: "Bahara, hâlâ o dilini çıkaran Einstein posteri altında mı çalışıyorsun?"
"Poster eskidi ama ben eskimem," dedi Bahara. "Aramanın nedeni belli. Gözlerin ‘bir şey istiyorum’ diye bağırıyor."
Yusuf sandalyesine yaslandı:
"İki genç araştırmacıyı desteklemem gerek. Nalan ve Okan. Venüs atmosferi simülasyon odasına erişim istediler fakat Konsey reddetti."
Bahara gözlüğünü çıkardı. "Nalan kızın değil mi? Daha üç hafta önce Lotus Kulesi’ndeki düğünde davetliler arasındaydım. Neden peki? Yine mi o ‘Resmî yapı yok’ bahanesi?"
Yusuf’un gülüşü sönüp yerini ciddi bir ifadeye bıraktı. "Evet, tam kendisi. ‘Resmî yapı yok’ bahanesi yılan hikayesine benziyor. O yüzden seni aradım."
Bahara’nın minyatür yüzü kaşlarını çattı. "Klasik bürokrasi… Peki bu gençlerin seni bu kadar heyecanlandıran projesi ne?"
Yusuf omuz başlarını hafifçe kaldırdı:
"Projenin temeli sağlam. Karbon temelli otonom çekirdekler üzerine çalışıyorlar. Kendini organize eden yapılar üzerine bir deney. Venüs kimyasında otonom büyüme… İlginç, değil mi?"
Bahara bir süre durdu. Parmakları çenesine giderken gözleri hafifçe kısıldı. Düşünürken posterin yansıması gözlüklerine vuruyor, sanki formüller zihninde akıyordu.
Yusuf elini biraz daha yukarı kaldırdı:
"Teorik biyokimya ile uğraşmıştın. Venüs atmosferinde karbon tabanlı çekirdek modellerini test etmek isteyen bu ekibe danışman olarak adını yazdırırsan Konsey’in yaklaşımı değişir."
Bahara avucun içindeki üç boyutlu görüntüsünde yavaşça başını salladı:
"Evet, bu biyolojik olmayan yaşam formlarının varlığına dair eski hipotezi güncelleyen ciddi bir pratik deney olabilir. Bu ekibi geri çevirmek saçmalık. Bana projeyi gönder. Akademik danışmanları olurum."
Kadın derin bir nefes alarak devam etti:
"Yusuf, benim adım hâlâ Konsey’de ağırlık taşır. Onların resmî ekip danışmanı olurum. Benim akademik ciddiyetim projenin ciddiyetini garanti eder."
Yusuf başını eğerek teşekkür etti: "Mükemmel. Nalan sana ayrıntıları gönderir. Bu gençler senden daha fazla ilham alacak."
Yusuf yüzüğü hafifçe sıkarak görüşmeyi sonlandırdı. Bahara’nın mavi hologramı avucunda dağılarak kayboldu. Avucunun ortasında tekrar üç boyutlu arayüz yükseldi.
…
İkinci arama için Yusuf yüzüğün menülerini değiştirerek sadece sesli iletişim modunu seçti. Konsey bütçe işlerine yakın olan Tarık’la yaptığı görüşmenin kaydı asla bir yere yansımamalıydı.
Yüzüğüne dokunduğunda menüde beliren yeni görüntünün arkasında, gri bir ofis duvarı ve ışıklarla dolup taşan dev bir veri paneli beliriyordu.
"Yusuf," dedi Tarık. "Bu sürpriz oldu. Nasılsın? Konsey koridorlarında seni görmeyeli çok oldu."
Yusuf’un sesi alçak ama emindi. "Beni tanırsın, bürokrasinin döndüğü yerde çok oyalanmam," dedi. "Kısa konuşacağım. İki araştırmacının başvurusunu Konsey tekrar değerlendirsin istiyorum. Nalan ile Okan’ın başvurusunu nasıl bir kategoriye çevirirsek Konsey bütçesinden geçer? Bürokratik dili nasıl değiştirmeliyiz?"
Tarık başını kaldırdı. "Proje nedir?"
"Venüs’te karbon temelli otonom yapılaşma deneyi. Dr. Bahara akademik danışmanları."
Tarık’ın dudakları ince bir çizgi oldu. "Bu başvuru olduğu gibi giderse reddedilir. Ama sen bunu teknoloji geliştirme kategorisine çevirirsen işler değişir."
Tarık devam etti: "Çünkü Venüs simülasyon odası yüksek maliyet demek. ‘Merak’ için bütçe alamazlar. Yusuf, projeyi ‘Gezegenler Arası Yapı Malzemeleri Teknolojisi’ olarak yeniden çerçevele. Bütçeye ‘Kendi Kendini Onaran Otonom Enerji Sistemleri’ potansiyeli olarak sun. Bu, Konsey’in ticari ve askeri uygulama projelerine ayrılan havuzuna hitap eder."
Yusuf başparmağını oynattı. Elinin yanında çıkan menüden Tarık’ın söylediği kilit terimleri not etti:
"Yani bilimsel keşiften çok uygulanabilir bir teknoloji prototiplemesi olarak mı sunmalıyız?"
Tarık yavaşça başını salladı:
"Aynen öyle dostum. Ve unutma, Bahara’nın adını ‘Baş Danışman’ olarak ekle. Ben de içerideki birkaç eski dosta bu projenin ‘öncelikli’ olduğunu fısıldayacağım. İşin gerisini halletmişsin demektir."
Yusuf başını eğdi: "Teşekkürler, Tarık. Bürokrasinin kapılarını açıyorsun."
…
Yusuf artık Dr. Bahara desteğiyle ve "Uygulanabilir Teknoloji" çerçevesiyle güçlendirilmiş yeni bir başvuruya sahipti. Son ve en zorlu adım, Konsey Tahsis Komitesi’nin pragmatik üyesi Dr. Suna’yı bizzat ikna etmekti.
Yusuf başparmağını yüzüğe dokundurdu. Menüden tam hologram moduna ayarladı. Avucunun içinde Konsey logosu yanında Suna’nın üniformalı minyatür resmi belirdiğinde seçerek Suna’yı aradı.
Suna’nın holografik görüntüsü şekillenmeye başladığında odadaki hava sanki soğudu. Suna disiplinli ve protokollere bağlı biriydi.
"Sizi duymak güzel, Yusuf," dedi Suna. "Aramanı beklemiyordum. Umarım iyisindir."
"İyiyim. Senin zamanını çok almayacağım." Yusuf ses tonunu yumuşattı. "Nalan ve Okan’ın talebi hakkında konuşmak istiyorum. Venüs simülasyon odası tahsisi talep etmişlerdi."
"Yusuf, onların bağımsız başvurusunu inceledik. Ön bilgiler yetersizdi ve maliyeti yüksek bir talep. Konsey’in Nalan ve Okan’ın başvurusunu protokol gereği reddettiğini biliyorsunuz," dedi Suna. Sesinde hafif bir sabırsızlık vardı.
Yusuf avucundaki Suna’ya doğru biraz yaklaştı. Yüzüğün kamerasına bakarak gözlerinin samimiyetini Suna’ya iletmeye çalışıyordu. "Biliyorum, protokoller, bürokrasiler… Ama dinle. Dr. Bahara, Konsey’in gelmiş geçmiş en parlak teorisyenlerinden, onların ekibine katıldı. Artık ‘bağımsız’ değiller. Yani artık resmi olarak desteklenen, yüksek potansiyelli bir araştırma grubu oldular. Üstelik proje artık yapı teknolojisi ve otonom enerji başlığı altında. Bu yalnızca bilimsel bir merak değil. Ticari potansiyeli olan, yüksek getirili bir teknoloji adayı."
Suna kısa bir sessizlik yaşadı. Yusuf onun zihninde açmaya çalıştığı kapıların tek tek oynadığını hissedebiliyordu.
Yusuf sesini alçaltıp avucundaki hologramın gözlerinin içine baktı. "Bu sadece Venüs kimyası üzerine bir deney değil. Eğer o karbon çekirdek kendini onarma ve enerji döngüsünü otonom bir şekilde kurarsa… Suna, bu, insanlığın gezegenler arası yapı malzemeleri sorununu çözer. Dış gezegenlerde sıfırdan anında büyüyen koloniler hayal et. Konsey’in bu potansiyel devrimi basit bir ret ile kaçırmasını istemeyiz, değil mi?"
Suna’nın minyatür yüzündeki sert ifade yumuşamaya başladı. Yusuf’un "gezegenler arası yapı malzemeleri" ve "devrim" kelimeleri onun pragmatik zihninde ticari ve stratejik değeri yüksek bir alarmı tetiklemişti.
Suna avucun içinde yavaşça başını salladı. "Anlıyorum. Dr. Bahara’nın katılımı ve yeni çerçeve, Konsey’in ‘Kurumsal Destekli Yüksek Potansiyel Projesi’ klasmanına girmesi için yeterli. Yeni başvuruyu bizzat kontrol edip üst kategoriye aldıracağım. Tahsis Komitesi’ne pazartesi günü için acil bir onay önerisi sunacağım. Yusuf, bu aramanız bekleme süresini kaldırmayı sağladı."
Yusuf gülümsedi. "Teşekkürler. Gençlerin geleceğini açıyorsunuz. Yakında bu gençlerin Konsey’in en büyük başarısı olduğuna tanık olacağız."
Yüzüğü hafifçe sıktı. Suna’nın hologramı yeşil bir toz gibi dağılırken Yusuf derin bir nefes aldı.
12.7. ZAFER
Pazartesi akşamı Nalan ve Okan, Yusuf’un çalışma odasında terminal ekranında Konsey’den gelen resmi bir bildirimi okudular. Ekran zaferin sade, soğuk metnini yansıtıyordu:
İNOVASYON VE BİLİM KONSEYİ PROJE ONAY BİLDİRİMİ
Proje Adı: Kendi Kendini Monte Eden Karbon Temelli Otonom Yapılar (Venüs Simülasyon Aşaması)
Baş Araştırmacılar: Nalan & Okan
Baş Danışman: Dr. Bahara (Onaylanmıştır)
Tahsis Durumu: Onaylanmıştır. (Yüksek Öncelikli Kategori – Uygulama Potansiyeli).
Tesis Tahsisi: Venüs Yüksek Basınçlı Karbon Döngüsü Simülasyon Odası (Bölge 47, Pazartesi günü itibarıyla kullanıma hazırdır.)
Nalan elleriyle ağzını kapattı. "İnanılmaz. Sadece bu kadar kısa zamanda… Baba, sen bir sihirbazsın!"
Okan Yusuf’a baktı. "Bu kadar kısa sürede nasıl başardın? İlk denememizde kapılar sürgülüydü. Bizi buz gibi bir protokol duvarı karşılamıştı."
Yusuf omuz silkti, parmağındaki yüzüğe dokundu. "Protokoller önemlidir, ama doğru zamanda doğru kapıyı çalmak daha da önemlidir. Artık sadece ‘bağımsız’ değilsiniz. Arkanızda Konsey’in en saygın teorisyenlerinden biri ve ‘Gelecek Nesil Uygulama’ etiketi var. Kapı açıldı."
Yusuf ikisine de baktı. Yüzünde gururlu bir ifade vardı. "Şimdi içerideki odaya girerken o Sefar çizimlerini ve kadim otonom çekirdeği sadece siz ve ben bileceğiz. Geri kalanı için bu sadece bilim. Hata yapma şansınız yok, çünkü Dr. Bahara’nın adını kullanıyoruz."
Okan’ın gözleri parladı. "Hazırız. Artık saklanmak yok. Çekirdek büyüyecek…"
Nalan gülümsedi. "Bebeğimiz de onunla birlikte…"









