YENİ SAHARA 15- Çatlama

BÖLÜM 15: ÇATLAMA (M.S. 7990)

15.1. ÇIĞLIK

Okan dronunu kaskına sabitledi. Kısa bir duraksamanın ardından kendini karanlığa bıraktı. Toz zerrecikleri arasında düşerken giysisinin iticileri hafif bir uğultuyla devreye girdi ve inişini yavaşlattı. Mağaraya adım attığında damlaların düzenli ritmi taş duvarlarda yankılanıyor, onu giderek daha derin bir sessizliğin içine çekiyordu.

Nalan’ın kaskı içinde kısa bir cızırtı duyuldu.
"Ben mağara girişindeyim. İçeri giriyorum."
Nalan yanıtladı.
"Seni mikrodronla takip ediyorum."
Okan: "Çatlağa doğru ilerliyorum. Sesimi alıyor musun?"

Nalan’ın dronu arkasında mavi bir ateş böceği gibi ışıldayarak ilerliyordu.
"Sesin net. Görüntü de geliyor. Bağlantı hâlâ açık."
Bir süre sessizlik oldu. Ardından Okan’ın sesi gergin bir tonla geri döndü.
"Ulaştım. Dur. Sakın buraya…"
Cümle yarıda koptu. Aniden yükselen parazit sesi kulaklığı doldurdu. Görüntü dondu ve ekran karardı.

Nalan’ın sesi titredi.
"Okan, dronum kapandı. Seni göremiyorum."
Kaskını sol eliyle tokatladı.
"Okan, sesin kesildi. Ne görüyorsan aktar."
Cevap gelmedi.

Dayanamadı. Uçan aracın kapısını açtı ve dışarı çıktı. Yerin içine doğru karanlık bir kuyu gibi uzanan girişe yaklaştı. Tereddüt etmeden kendini içeri bıraktı.

"Okan! Okan iyi misin?"

Yalnızca kendi sesi mağaranın ağzında çarpıp geri döndü.

Mağaranın içi kuru ve keskin bir soğuk taşıyordu. Duvarlar nemli değil, tozla kaplıydı ve ışığı her seferinde farklı bir yöne doğru yutuyordu. İlerledikçe tavan alçaldı, koridor daraldı. Zaman ağırlaşmış gibiydi.

"Okan!" diye haykırdı. Yankı geri dönmedi.

Sonunda daha önce giremedikleri çatlağa ulaştı. Bir zamanlar avuç içi kadar olan aralık şimdi gövdesini alacak kadar genişlemişti.

Derin bir nefes aldı. Çatlağa adım atarken kıyafetinin kayalara sürtünmesi kuru bir hışırtı çıkardı. O an, hışırtının içinde; ensesinde nefes alan biri adını fısıldıyordu sanki.

Diğer tarafa geçtiği anda karnının altını delen ani bir acı hissetti; dizleri titredi. Elini göbeğine götürdüğünde şişkinliği fark etti, derisi gerilmişti, nefesi kesildi.
"Hayır! Daha çok erken."
Kusursuz küp şeklinde bir odanın içindeydi. Duvarlar yumuşak bir ışıkla dalgalanıyor, her yüzeyde atom ve yörünge çizimlerine benzeyen işaretler parıldıyordu. Bir duvarda tanıdığı bir şekil vardı: silindirin yuvasına benzeyen bir oyuk. Fakat oyuk boştu.

Oyuğun içinde ışık ince bir nabız gibi etrafına yayılıyordu.

Sancı artınca yere çöktü. Karnındaki artan baskı, içeriden dışarı fırlamak isteyen bir varlığın çırpınışına dönüşmüştü. Terli avuçlarıyla karnını kavradığında derisinin altında kaynayan bir sıcaklık hissetti; boğazına metalik bir tat doldu, nefesi kesildi.

Bir anda bedeninden bacakları arasına bir ağırlık kaydı. Boşalan karnına dokundu. Kaskını çıkardığında keşif elbisesi üzerinden kaydı.

Ayaklarının dibinden avuçlarının arasına aldığı ıslak ve yapışkan cismi görünce kanı çekildi.

Bebek değil, silindirdi!

Sıcak, hafifçe titreşiyor ve eline yapışan bir nem yayıyordu.

Nalan onu kollarına alıp göğsüne bastırarak ayağa kalktı. Oyuğun bulunduğu duvara yöneldi. Nabız gibi atan ışık sanki nefes alıyordu. Silindiri ittiği anda yuva onu çekip içine aldı; ardından titreşerek parladı.

Bir anda yer değiştirdi. Artık mağaranın içinde değildi.

Etrafını turuncu bir sis, çarpan sıcak rüzgar ve ezici bir basınç doldurdu. Ufuk çizgisi titreşen bir kızıllıkla akıyordu. Venüs yüzeyi üzerindeydi ve korumasızdı.

Gökyüzünde yoğun bulutlar yayılıyor, yüzey boyunca binlerce silindir kumların üzerine dağılmış halde parlıyordu.

Basınç tenini mengene gibi eziyor, sıcaklık derisine yakıcı milyonlarca iğne saplıyordu. Derisi kabarmaya, gözleri kaynamaya başladı. Derisinin altındaki yağlar sıvıya dönüşmüş, ayak bileklerine doğru akarak kumlara yapışıyordu. Nalan acıyla çığlık attı, dizleri çözüldü.

Ve o anda gözlerini açtı.

Nalan keskin bir çığlıkla uyandı. Göğsü hızla inip kalkıyor, boğazı yanıyordu. Oda karanlık ve hareketsizdi fakat ona öyle gelmiyordu. Sanki rüyadaki sıcaklık ve basınç hâlâ yorganın altında gizlenmişti. Yatağın çarşafları tamamen terle ıslanmıştı. Elini istemsizce karnına götürünce parmakları hafifçe titredi. Kasılmanın bıraktığı o hafıza, boşlukla karışık ağırlık hissi, sanki bedenine kazınmıştı.

Yanındaki Okan uykudan savrularak, yatağın içinde sıçradı, gözleri faltaşı gibi açılmıştı.
"Nalan. Ne oldu? İyi misin?"
Nalan birkaç saniye konuşamadı. Gözleri karanlığa alışırken odanın geometrisi bile rüyadan taşmış gibi görünüyordu. Tavanın köşeleri normalden daha keskin, gölgeler ise küp odanın duvarlarını andırıyordu.

Evin yapay zekâsı, neredeyse fısıltıya yakın yumuşak bir sesle konuştu:
"Gece saat 02:57. Kabus alarmı. Kortikal fırtına tespit edildi. Kalp ritmi 157. Rüyalarınız kaydedildi. Tıbbi Arşiv’e şifreli yükledim. İsterseniz hemen oynatabilirim."
Sözler odanın içinde yankılanırken Nalan’ın dudakları titredi. Gözleri boşluğa kilitlenmişti, nefesi kesik kesikti. Sonunda kelimeler, parçalanmış bir zincir gibi ağzından döküldü:
"Ben… içimden bir şey çıktı. Bebeği değil. Bir silindir doğurdum, Okan."
Sesi hem fısıltıydı hem de taş gibi ağırdı.

Okan’ın yüzünde gerçek bir korku belirdi. Eli titreyerek karnına uzandı, ama dokunmaya cesaret edemedi.
"Sadece bir rüyaydı. Nefes al. Bebeğimiz burada. Güvende."
Nalan ona bakmadı. Gözleri hâlâ odanın bir köşesinde titreyen hayali bir ışığı takip ediyor gibiydi. O rüyanın nabız atan aydınlığı kısa süreliğine gerçek dünyanın duvarında çakıp sönmüştü.

Birden yatağın kenarından doğruldu ve ayakları soğuk zemine çarptı.
"Kontrol etmeliyiz" dedi.
Okan şaşırsa da onu durdurmadı. Nalan karanlık koridordan geçip banyonun yanındaki tıbbi tarayıcı terminaline yöneldi. Parmakları panelin üzerindeki ışıkları açarken hâlâ titriyordu. Rüyadaki odacığın şekli, tarayıcı kabininin steril çerçevesiyle üst üste biniyor, beyninde iki görüntü bir anlığına çakışıyordu.

Sanki tarayıcıya adım atarsa o oyuk tekrar ışıyacakmış gibi bir his içindeydi.

15.2. KALP ATIŞI

Okan hızlı adımlarla otodoktor odasına geçti. Nalan’ın diagnostic platforma uzanmasına yardımcı oldu. Komut paneline dokunurken parmakları titredi.

Otodoktorun nötr ama güven veren sesi duyuldu:
"Vital tarama başlatıldı. Nalan ve fetüsün durumu değerlendiriliyor."
Panelden yükselen yumuşak mavi ışık, Nalan’ın karnını nazikçe taramaya başladı. Işık halkalarının çevresel hareketi, onun rüyalarında gördüğü duvar çizimlerini ürkütücü biçimde andırıyordu.

Sessizlik ağırdı. Bekleyiş, hissettiği o sıkışmışlık duygusunu geri çağırıyordu. Okan elini uzatıp Nalan’ın avucunu kavradı. Nalan, avucunda yayılan o sıcaklığı hissedince bir anlığına tarama odasının soğuk ışıkları silindi, sadece Okan’ın varlığı kaldı.

Ekranda bulanık bir silüet yavaşça netleşti. Küçük embriyonun kalbi ritmik atışlarla hareket ediyordu. Ardından otodoktordan tanıdık ama yepyeni bir ses yükseldi.

Dıp dup. Dıp dup. Dıp dup.

Nalan’ın gözleri doldu. Rüyasında duyduğu metalik titreşimin tersine bu ses sıcacıktı. Organik, hafif titreşimli ve tartışmasız gerçek.

Okan derin bir nefes aldı. Tam o sırada otodoktorun mekanik sesi yeniden belirdi.
"Her şey normal. Fetal kalp atışı başlamış. Bayan Nalan, stres seviyeniz maksimum. Lütfen dinlenin. Nefes egzersizi ve gevşeme teknikleri önerilir."
Nalan başını eğdi. Sesi kısık ama sakindi.
"Dinleneceğim."
Okan ona sarılmak için eğildiği anda koridordan hafif ayak sesleri geldi. Yatak odasının kapısı aralandı. Nalan’ın annesi Naima başını içeri uzattı. Terminalin solgun ışığı yüzüne vuruyor, endişesini daha da belirginleştiriyordu. Bir adım sonra babası Yusuf göründü.

Naima fısıltıyla konuştu.
"Okan, ne oldu? Otodoktor uyarısını duyduk. Bir sorun mu var?"
Yusuf’un bakışı Nalan’ın solgun yüzü ile ekrandaki titreşen grafik arasında gidip geliyordu.

Nalan titreyen bir nefesle cevap verdi.
"İyiyiz. Gerçekten iyiyiz. Ama… bakın."
Okan otodoktorun panelini onlara çevirince havada üç boyutlu bir hologram belirdi: embriyo. Henüz ışığın içinde asılı duran bir gölgeydi; pirinç tanesi kadar küçücük ama kalbi, evrenin en eski davulu gibi düzenli aralıklarla çarpıyordu.

Dıp dup. Dıp dup. Dıp dup.

Terminalden yayılan o sıcak ses, gecenin üçünde uyanmanın getirdiği tüm tedirginliği anında eritti.

Naima’nın gözleri doldu. Avuçlarını ağzına kapadı ve hafifçe titredi.
"Bu… bu çok güzel."
Yusuf ekrana doğru eğildi. Kalp sesinin ritmini sanki yakından hissetmek ister gibi başını yana çevirdi.
"Gerçek," dedi boğuk bir sesle. "Kızım… bu gerçekten oluyor."
Naima diz çöktü. Bir elini Nalan’ın soğuk avucuna, diğerini kızının karnına koydu.
"Çok güçlü atıyor," dedi fısıltıyla. "Yaşıyor. Burada."
Nalan annesinin dokunuşunu hissettiğinde içindeki gerginlik çözüldü. Rüyanın gölgesi sanki o anda silinmişti.

Tam o sırada duvarın içinden tiz bir bildirim sesi yükseldi. Evin iletişim terminali acil durum ışıklarıyla yanıp sönmeye başlamıştı.

Gece sessizliği yeniden gerildi. Bir şey oluyordu. Bu şey iyi değildi.

15.3. Laboratuvardan Gelen Şok

Evin ortasında beliren hologramda kırmızı renkte mesaj soğuk ve resmi bir dille yanıp sönüyordu.

Konsey Bölge 47.
Acil Güvenlik Önceliği.
Nalan ve Okan birbirine baktı. Bu kod gece yarısı hiçbir zaman gelmezdi. Böyle bir şey yalnızca beklenmeyen, kontrol dışı bir durum olduğunda gönderilirdi.

Okan elini holograma uzattığında çağrı açıldı. Görüntüde ikinci vardiyadaki teknisyen vardı. Yüzü kireç gibi beyazdı. Arkadaki laboratuvar ışıkları titriyordu. Sanki rüyanın küp odasındaki nabız benzeri parıltıyı taklit ediyor gibiydi.

"Ne oluyor?" diye sordu Okan.

Teknisyen yutkundu.
"Dr. Okan, lütfen hemen Bölge 47’ye gelin."
"Sorun ne? Kontrol altına alın."

Teknisyenin bakışı sabitlenmişti. Kameranın açısı biraz kaydı ve arkasında belirsiz bir çatlak ışığı görünüp kayboldu. Nalan bunu görünce içi buz kesti. O ışık tıpkı rüyadaki oyuktan yayılan titreşimli parıltıya benziyordu.

Teknisyen güçlükle konuştu.
"Silindir çatladı."
Nalan’ın nefesi durdu.
"Ne?" dedi. Sesi soğuktu.
"Hemen geliyorum" dedi Okan.

Okan çıkmak için hazırlanırken Nalan bir süre sessiz kaldı. Sonunda derin bir nefes aldı ve neredeyse fısıldar gibi konuştu.

"Ben de seninle geleceğim. Orada bulunmak istiyorum."

Okan kapının yanında durmuştu, elleri iki yana düşmüş, yüzü endişeyle gölgelenmişti.
"Hayır Nalan, dinlenmelisin. Otodoktorun uyarısını duydun. Bu durum bebeğe zarar verebilir. "
Nalan bir an gözlerini kapadı. Yüzündeki ifade kısa süreli bir savaşın izlerini taşıyordu. Gitmek istiyor ama aynı anda içindeki yük onu yerinde tutuyordu. Gözlerini açtığında bakışlarında masum bir teslimiyet vardı.
"Tamam. Burada kalırım. Ama orada neler olduğunu bilmem lazım."
Nalan ev sisteminin köşedeki mavi ışığına baktı. O ışık sanki onun kararını onaylayan bir göz gibi parlıyordu.
"Doğrudan zihinsel bağlantı kurabiliriz. Benim implantım var. Senin duyularına erişebilirim. Gördüklerini görürüm, duyduklarını duyarım. Sanki yanındaymışım gibi."
Okan şaşkınlıkla ona döndü.
"Nalan, bunu yapamazsın. Çünkü bende Doğrudan Zihinsel Bağlantı implantı yok. Sadece Neuroverse implantım var. Sen nasıl bağlanacaksın bana?"
Tam o sırada evdekilerin konuşmalarını dinleyip gerekli yerlerde öneriler sunmaya ayarlanmış evin yapay zekası yumuşak sesiyle araya girdi.
"Eşleşmiş nöro-implant entegrasyonu mümkündür. Okan için kısa süreli bir modül uygulanabilir. Risk sıfır. Sadece bir dakika sürer."
Nalan gözlerini kapadı.
“Hatırlıyorum. İlk tanıştığımızda protestoda elektrogitarla çaldığın şarkının sözleri şöyleydi:

Bedenim doğanın bir parçası,
Zihnim hep özgür kalmalı.
Şarkılarla, bakışlarla konuşuruz,
Rüzgârla, dalgalarla buluşuruz."
Okan gülümseyerek devam etti.

“Kalbimle bağ kurarım,
Sesi kulaklarımla duyarım.
Kokularla, renklerle anlaşırız,
Sevgiyle, barışla, şarkılarla yaşarız."
Nalan yavaşça ona yaklaştı. Gözleri endişe ve kararlılıkla parlıyordu.
"Beni dışarıda bırakırsan daha fazla stres yaşayacağım. Orada neler olduğunu görmek zorundayım. Yoksa içim içimi yiyecek."
Bir süre sessizlik çöktü. Okan başını eğdi, parmaklarını Nalan’ın saçlarında gezdirdi. İçinde yıllardır taşıdığı direniş, doğallık isteği, implantlara karşı öfke… Hepsi bir an için sessizleşti. Nalan’ın gözlerindeki masum teslimiyet, bebeğin kırılgan varlığı ve otodoktorun nötr sesi birleşti. Okan’ın direnci yavaşça kırıldı. Sonunda ellerini yanına bıraktı.
"Geçici diyorsun… Risk yok diyorsun… Eğer yanımda olmanın tek yolu buysa, kabul ediyorum."
Okan derin bir nefes aldı.
"Doğanın parçası kalacağım. Ama bu kez, seni ve bebeğimizi korumak için teknolojiye dokunacağım."
Birlikte otodoktor odasına yürüdüler.

15.4. Doğrudan Zihinsel Bağlantı İmplantı

Salondan çıkarken odanın ortasında asılı duran kırmızı hologram hâlâ yanıp sönüyordu.

Konsey Bölge 47. Acil Güvenlik Önceliği.

Okan kararlı bir sesle.
"Kısa süreli doğrudan zihinsel bağlantı implantı istiyorum."
Otodoktor işlem hazırlığını başlattı. Metalik kolları uzandığında sesi yumuşak bir tonda duyuldu.
"Nöro-implant entegrasyonu için optimum nokta seçilecek. Okan lütfen başınızı öne eğip ensenizi açınız."
Okan şaşkınlıkla sordu.
"Ensemden mi takacaksın?"
Otodoktor: "Evet. Serebellar bağlantı bölgesi kısa süreli modüller için en yüksek iletkenliği sağlar. Ağrı hissi minimum düzeyde olacaktır."

Okan kısmen eğildi. Nalan yavaşça onun omuzlarını tuttu ve saçlarının altındaki ince kıvrıma baktı. Otodoktorun aletleri steril bir ışığın içinde parlıyordu.

Metal kollar yavaşça yaklaştı. Ense çukurunda küçük bir nokta uyuşturuldu. Ardından tüy kadar ince bir iğne ses çıkarmadan deriye girdi. Okan hafif bir sıcaklık hissetti. Bir an sonra iğne geri çekildi ve yerinde pirinç tanesi kadar küçük, mat gri bir implant kaldı.

Otodoktor teyit etti.
"İmplant yerleşti. Nöral iletişim kanalları aktif. Test bağlantısı başlatılıyor."
Okan başını kaldırdı.
"Bu kadar mı? Hiçbir şey hissetmedim."
Nalan hafif bir gülümsemeyle cevap verdi.
"Her zaman beni yanında hissedeceksin."
Okan beyninde cihazın açıldığını haber veren iki notalı, kalın ses duydu. Kulaklarıyla değil, kendi iç sesi gibi beyninde yankılandı.

Kafasına takılan implant konuştu: "Sistem başlatılıyor… Kullanıcı bulundu… Merhaba Okan. Bağlanmak istediğin biri var mı?"

Okan dudaklarını oynatmadan içinden, yanıt verdiğini fark etmeden düşündü.
"Evet. Nalan’a bağlanmak istiyorum."
İmplant hemen tepki verdi.
"Karşı tarafın implantı algılandı… Senkronizasyon başlatılıyor… Görsel paylaşım, işitsel paylaşım ve nöroduyusal aktarım kullanılabilir durumda."
Ardından sadece düşünerek sordu.
"Nalan… beni duyuyor musun?"
Nalan’ın omuzları bir an titredi. Yüzünde şaşkınlıkla karışık bir hayret belirdi.
"Evet. Sesin… içimde yankılanıyor." dedi ağzı kıpırdamadan.
Okan bir an gülümsedi.
"Seni duymam için kulaklarıma gerek yok."
Nalan nefesini yavaşça verdi.
"Ve benim seni duymam için senin konuşmana gerek yok. Gözlerinden görebiliyorum. Düşüncelerimiz birbirine dokunuyor. Gitmeye hazırsın."
Okan Venüs atmosfer simülasyonuna gitmek için asansör kapısına yöneldi. İçinde iki ses aynı ritimde yankılanıyordu. Nalan’ın düşünceleri, kendi zihninde bir gölge gibi dolaşıyordu. Bu yeni gerçeklik ağır ama tarifsiz bir yakınlık hissi taşıyordu.

Okan evin içinden ulaşılan asansöre binip kavisli, yelpaze biçimli çatıya çıktığında Nalan’ın fısıltısını zihninde hissetti..
"Benimle kal. Ne olursa olsun."
Çatıdaki kapağın açılmasıyla birlikte uçan araç Burak, platform üzerinde kayarak yukarı doğru yükseldi. Aracın sol kapısı kendiliğinden açıldı. Okan araca binerken iç sesiyle konuştu:
"Her adımda yanımdasın. Şimdi Bölge 47’ye gidiyoruz."
Burak’ın sesi her zamanki sıcak tondaydı.
"Hoş geldiniz, Okan. Lütfen hedef rotayı belirtin."

Okan, hızlı konuştu.
“Lotus Kulesi, Acil Güvenlik Önceliği”

Burak: “Acil Güvenlik Önceliği modu aktif.”

Uçan araç hızlı bir kalkışla yükseldi. Kuleye doğru dönüp küçülerek uzaklaştı.
Okan Lotus Kulesi’ne yaptığı hızlı yolculuk sırasında implanta sordu:
"Hey kafamın içindeki zımbırtı. Sen tam olarak neler yapabiliyorsun?"
İmplantın sesi bir an yumuşadı.
"Düşüncelerinle iletişim kurabilirsin. Sesli konuşmana gerek yok. Ben de duyularını yorumlayıp karşı tarafa iletebilirim. Sadece gördüğünü değil, istersen kokuları ve dokunsal titreşimleri de aktarırım. Ayrıca iki farklı görsel alan kullanabilirsin. Nalan’ın gözünden gördüklerini kendi görüşüne bir pencere olarak yansıtabilirim. İstersen tam ekran moduna geçip dünyayı onun perspektifinden izleyebilirsin."
Okan bir dakika sonra Lotus Kulesinin kapısının önünde uçan araçtan indi. Burak boş olarak tekrar havalanıp eve geri dönmek için uzaklaştı.

Okan asansöre yürümeye başladığında, implantla konuşmaya devam etti:
"Tam ekran dediğin şey… benim görüşümü tamamen kapatıyor mu?"
İmplant: "Evet. İstersen kendi görüşünü yarı saydam hale getirip üstüne karşı tarafın görüşünü bindiririm. Böylece iki bakış açısını aynı anda işleyebilirsin. Bu mod özellikle eşzamanlı karar vermeyi kolaylaştırır."

Bir an sessizlik oldu. Sonra Nalan’ın düşüncesi hafifçe duyuldu:
"İmpilantla mı konuşuyorsun? Seni duyuyorum."
Okan asansörden inerken gülümsedi, zihninden karşılık verdi:
"Ya evet. Demek implantla konuşurken üçlü konferans açık kalıyor. Kafamın içindeki kendi sesimle birlikte üç ses dolaşıyor. Tam deli işi."
Sonunda dalış hangarı kapısı belirdi. Nalan, Okan’ın duyduklarını ve gördüklerini tam ekran modunda izlemeye devam ediyordu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir