SIFIR NOKTASI 14- Çılgın Düşünce

BÖLÜM 14: Çılgın Düşünce

Dağlar, yeryüzünün gökyüzüne söylediği taşlaşmış şarkılardır. Kjerag Masifi ise bu şarkının en sert, en hırçın nakaratı… Norveç’in fiyortları üzerinde bir devin baltasıyla kesilmişçesine dikey yükselen o gri duvarlar, binlerce yıldır sadece rüzgarı ve kartalları ağırlamıştı. Taşın soğukluğu, aşağıda zümrüt bir yılan gibi kıvrılan Lysefjord’un sularına bakarken, zaman burada insan için değil, sadece erozyon ve jeolojik sabır için akardı.

Bu devasa sessizliği bozan tek şey, fiyortun yukarısındaki dar asfalt yolda yankılanan yüksek devirli bir makinenin kükreyişiydi.

Fetih, motosikletinin selesinde, kaskının vizörü ardında dünyanın geri kalanından kopmuştu. Onun için dünya, sadece bir sonraki virajın açısı ve lastiklerinin asfaltla kurduğu o hassas bağdan ibaretti. On iki yaşında sökmeye başladığı motor blokları, ona makinelerin de bir ruhu olduğunu öğretmişti. Pistlerde şampiyonluklar kovalamış, Isle of Man’in o meşhur dar sokaklarında ölümü birkaç santimle teğet geçmişti. Fetih için adrenalin, damarlarında akan bir yakıt gibiydi; o yakıt azalınca hayat soluklaşıyordu.

Doruk ise abisinin aksine, toprağın çekimine hep ihanet etmek istemişti. Gökyüzü onun gerçek eviydi. Wingsuit’iyle bulutların arasından süzülürken kendini bir insan gibi değil, rüzgarın bir parçası gibi hissederdi. Alpler’in en dar geçitlerinden bir gölge gibi süzülürken hızı saatte 250 kilometreyi bulurdu. Binlerce atlayış, yüzlerce tehlikeli rota… Doruk de sınırın sonuna gelmişti. Artık hiçbir serbest düşüş, kalbini o ilk günkü gibi yerinden çıkaracakmışçasına vurdurmuyordu.

"Hala o çılgın şeyi düşündüğüne inanamıyorum," dedi Fetih, kamp ateşinin başında kahvesinden bir yudum alırken. Sesinde her zamanki alaycı tını vardı ama gözleri ciddiyetle parlıyordu.

Doruk güldü, ateşin ışığı wingsuit’inin karbon fiber takviyeli kumaşında oynaşıyordu. "Hangi çılgın şeyi? Paraşütsüz suya inmeyi mi, yoksa senin o hantal makinenin üzerine konmamı mı?"

"Suya inme fikrini unut Doruk. Fizik yalan söylemez. O hızla suya çarpmak, bir gökdelenden kaldırıma çakılmakla aynı şey. Ama…" Fetih duraksadı, elindeki çubukla közleri karıştırdı. "Motosiklet… O başka. Eğer ben 140’la gidersem ve sen de aynı açıyla, aynı hızla süzülürsen… aramızdaki bağıl hız sıfıra iner. Teoride, bir tüy gibi arkama konabilirsin."

Doruk yerinde dikleşti. "Teoride kulağa harika geliyor abi. Ama pratikte, senin rüzgar tünelin beni bir kağıt mendil gibi savurur. Ya da milimetrik bir hata yaparsam, ikimiz de o uçurumun dibindeki fiyortta balıklara yem oluruz."

Normalde birbirleriyle her konuda şakalaşan, en ciddi yaralanmalarda bile "Bak, bu yara izi daha karizmatik oldu" diye dalga geçen iki kardeş, o gece ilk kez uzun süre sustular. Şaka bitmişti. Sınırın ötesindeki o karanlık bölgeye bakıyorlardı.

"Sadece yaklaşmayı deneyeceğiz," dedi Fetih fısıltıyla. "İnmen şart değil. Sadece o hizada kalıp kalamayacağımızı göreceğiz. Eğer işler sarpa sararsa…"

"Eğer işler sarpa sararsa," diye tamamladı Doruk, bakışlarını Kjerag’ın o dipsiz karanlığına çevirerek, "Sağa kıracağım. Boşluğa döneceğim. Paraşütüm benim can yeleğim olacak."

Ertesi sabah, güneş fiyortların üzerinden solgun bir ışıkla yükselirken, mizah yerini profesyonel bir sessizliğe bıraktı. Fetih, siyah BMW motosikletinin arkasına monte ettiği özel rayı son kez kontrol etti. Doruk, kaskının kayışını sıktı. Artık onlar iki kardeş değil, doğanın kanunlarına meydan okuyan iki teknisyen, iki dublördü.

İnterkomdan Fetih’in sesi geldi; her zamanki neşeli tonundan eser yoktu:
"Pozisyon alıyorum Doruk. Rüzgar güneydoğudan 15 knot. Yol temiz. Hazır olduğunda bırak kendini."

Doruk, uçurumun kenarında, boşluğun tam kıyısında durdu. Derin bir nefes aldı. "Anlaşıldı abi. Gökyüzünde görüşürüz."

Ve kendini boşluğa bıraktı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir